SUÇLU AYAĞA KALKSIN.

Herkesin gözü önünde amansız bir savaş yapılıyor ülkemizde. Çok kimsenin umurunda değil çocukların  ölmesi,  ve ağlaması  annelerin. Herkes kendi hesabının tutması peşinde “bu nasıl rezil bir hesapsa” biliniyor değil, kimileri bildiğini söylese de. Bilinse ne çıkar bilinmese ne çıkar ülkenin bu kadar canını acıttıktan sonra, bu kadar sırtından bıçakladıktan sonra. Ve bunca tarumar edildikten savrulduktan, “ve bir birine” bu kadar düşman edildikten sonra ülke insanı. Yere batsın kimin nasıl hesabı varsa, ve  neyin üstüne yapıyorsa.

Ne kadar saklanırsa saklansın, başka başka adlar da konursa konsun bu savaşlara“ bu yapılan bir savaştır” bir halkın kendi kendiyle savaştığı,  bir hiç yoluna  bir birine düşman edilmeye çalışıldığı.

Ayıran ayırsan “ben asla ayırmayacağım”  Anadolu da yaşayan halkı Türk ve Kürt diye. Hepimiz İbrahim kurban kesti diye “kurban kesmeyi” ibadet sayan bir topluluğuz Allah’ın adını yüceltmek adına.

Hem Türk ne demek, Kürt ne demek “hepimiz bu soylu  coğrafyanın  iman etmiş çocukları değil miyiz?” bir olan Allah’a. Muhammed Mustafa hepimizin Peygamberi değil mi,  yoluna baş koyduğumuz? Ve kitap en büyük kutsalımız değil mi, bir harfinin bile yere düşmesine yüreğimizin izin vermediği, ve yoluna canlarımız feda dediğimiz? Öyleyse “ne oluyor bize” neden bu savaşlar, bu ölümler kimin eseri, ve hangi puşt oyunlara dahil oluyoruz, bunu ne zaman söyleyeceğiz bir birimize.

Ve  sormamız gerekmiyor mu bir birimize “ne oluyor” bize? Diye. Neden savaşla yatıp savaşla kalkıyoruz? Neden bir birimizin ölüsüne sevinir hale geldik böyle kim söyleyecek?

Sahi bize ne oluyor “Ey Türkler, ey Kürtler?” bu ülkede bin yıldır birlikte yaşadığımız halde, bir birimizi kardeş gibi kucakladığımız, bir birimizin karnını doyurduğumuz, Türk kızlarını Kürtler, Kürt kızlarını Türkler oğullarına gelin aldıktan sonra “nedendir bu savaş?” hangimiz söyleyecek? Ve biz hep birlikte “ey zalimler biz kardeşiz, ve asla bu oyuna gelmeyeceğiz” diyebileceğiz her bir ağızdan.

Kim söyleyecek ırkların kutsallığı uğruna savaş yapmanın bir cahiliye  adeti  olduğunu bize. Bunun iman ettiğimiz İslam ile  hiçbir alakasının olmadığını. Veya biz bunun ne zaman farkında olacağız da, bu kavgalar bu savaşlar bu gece karartmaları bu çocuk ölümleri bitecek?

Uzun etmeden geleceğimiz yere gelir, söyleyeceğimizi söylersek. “SUÇLU AYAĞA KALK!” demeliyiz, ya da başkaları deme cesareti göstermeli.

Sahi dün   “dini için İslam için, kitap için” canını vermeye “her daim” hazır olan bu Kürt dediğimiz insanlar “bu gün” din ile hiçbir alakası ve bağı olmayan HDP” ye oy verecek hale gelmişse bunu sorgulaması gereken Türklerdir, neden böyle oldu diye.

Daha dün “kafir cadı” diye şapka giymemek için kıyama kalkan, ve bu uğurda binlerce can veren bir topluluk “bu gün” bu dinden, İslam’dan bana ne der hale gelmişse bazı şeyleri soralım kendimize.

Daha ötesini söylemeye cesaretimiz yoksa bile “on iki eylül” zulmünden bu insanların başına neler geldi bilen var mı? Mesela Diyarbakır hapishanesinin hikayesi kaç kişinin aklında. Dersim zulmünü bir yana bıraksak, ve unutsak Dersim’li küçük kızların başına gelenleri “on iki eylülden sonra” doğuda kaç bin Medrese kapatılmıştır, neden kapatılmıştır, niçin kapatılmıştır?  Kim söyleyecek  “bütün bunların” Kürt halkının dinini unutsun diye yapılmadığını? Bilen var mı o zulüm günlerinde doğuda kaç bin köyün yakıldığını ve göçe zorlandığını?

Ve siz bir halkın bütün kutsallarını elinden alırsanız, değerlerini unutsun diye her türlü zulmü yaparsanız “sonuç bu olur” dersem neden kızılır bana?

Çok değil elli sene, altmış sene geriye gidin “ve bakın” o halkın değerleri için nasıl mücadele ettiğini. Nasıl  direndiğini şeytanı oyunlara.

İşte ayağa kalkması gereken suçlular “bu halkın” bu hale gelmesi için her şeyi yapan zalimlerdir. Bari biz  bunu anlamaya, ve kardeşliğimizi yeniden kurmaya çalışalım. Bundandır bütün savaşlara, ve ölümlere hayır deyip durmalarımız, bazılarının canı sıkılsa da.

                                                                                                                                 Mehmet  KAYA