"...SEN SÖZÜNDE DURMAYAN SIN EY İNSAN!

Bir anlamı yok kendimizi kandırmanın. Unutma biz kendimizi çok kandırdık şimdi ki zamandan. Kendimize çok yalan söyledik, ve başkalarına da yalan söylemeyi başkalarını kandırmayı "önemli" bir haline getirdik. Ne kadar inkar  edersek edelim "biz yalan söyleyen" bir toplum haline geldik çağımızda. Ya da getirdiler.

Yalan söyleyen ve başkalarını kandıran, komşularını kandıran, evde eşine yalan söyleyip eşini kandıran, ve çocuklarını kandıran kişiler olduk. Kendi halimize bakmayı becerebilseydik "anlardık" bunun böyle olduğunu.

Allah'a inandığımızı söyledik durduk "ama" hayatımızın bir çok alanında Allah'ın yanına başka tanrılar koyduk. Allah'ın sözünün yanına başka sözler, başkalarına ait sözler koyduk. Hiç bir şey yapamadığımız zamanlar kendi düşüncelerimizi kendi kanatlarımızı koyduk.

Allah'ın her sözü önümüzde dururken "kimi önderlerin sözlerini, kimi ağabeylerin sözlerini, kimi hocaların kimi şeyhlerin sözünü Allah'ın sözünden daha önemli bildik. Eğer öyle olmasaydı bankaları böylesine ev edinir miydik? Faiz yemeye bunca bahane bulabilir miydik, ya da bulmaya çalışır mıydık hiç? Eğer bu tercihleri önemli kılmamış olsaydık "bu ülkede yarımız böylesine tok, bir başka yarımız bunca aç kalır mıydık hiç, ya da sefalet ve perişanlık içinde kalır mıydı?

Eğer Allah'ın emri olan kardeşliği öncelese idik, bir birimizi sevmeyi öncelese idik "bazılarımızın onlarca evi olurken başka bazılarımız sokaklarda kalır mıydık sizce? Yoksa şimdi ben de mi boş laflar ediyorum yoksa?

Hani yalnız Allah'a itaat edip, yalnız ona iman edenlerden olacaktık. Ve böyle olmayı her namaz kılışımız da söz veriyoruz Allah'a, öyle değil mi? Her namazda her secde de “doğrulardan olacağımıza” ve sıratı müstakim üzere olacağımıza söz verenler değil miyiz biz? Sahi bu nasıl bir söz verme?

Sahi biz doğrulardan ve doğru yaşayanlardan mıyız şimdi bu dünyada?
Verdiği sözlerde duranlardan mıyız? Yalan söyleyenlerden değil miyiz?
Ya da yalan söylemediğini sandığın "kaç kişi var" sağında solunda. Kaç komşun var yalansız sandığın, ve ölümüne güvendiğin?

Şimdi sen  “ya da ben” veya başka- başka Müslümanlar “yaptığı bir iyiliği” sırf Allah için yapanlardan mıyız? Kimseye söylemiyor muyuz birine yaptığımız iyiliği "yaptık" diye? Eğer böyle ise iyi adamlarıyız bu dünyanın ne güzel.

Ama ne yazık biz kitabı görmezden gelen bir nesiliz. Muhammedi bir duruşumuz, Muhammedi bir tavrımız yok kötülüklere karşı. Karanlıklara karşı soylu bir direnişimiz yok. Yoksa var mı?

Bu çağın kirlenmesine, bu şehirlerin kirlenmesinde, bu sokakların merhametsiz kalışında payımız var bizim. Kuranı Muhammedi bir anlayışla okursak "anlarız" bunun böyle olduğunu.

Bu gün biz kendimize bile ihanet ettik. Sözlerimize ihanet ettik. Evlerimize ihanet ettik. Hep söyleyip durduk "bir daha söyleyelim" evlerimiz Müslüman evine benzeyen evler değil. Binler kere hayır desende gerçek bu şimdi.
yaşadığın evleri..."evlerimiz ki" içinde  bereket  yok. İçinde merhamet yok evlerimizin. Evlerimiz ayrı kalplerimiz ayrı suskunluk içinde. Ve biz çok kaybedenlerden olduk bu çağda.

Farkında mısın, ya da görüyor musun?
En çok senin zamanında öldürüldü çocuklar "yeryüzünde" zalimlerce.
En çok senin zamanında sürgün yedi insanlık, daha ne olsun istiyorsun?
En çok senin zamanında yarım kaldı kadınları orta doğunun. Asya'nın Afrika'nın.
En çok senin zamanın da yenildi insanlık, öyle değil mi?
En çok şimdiki zamanda tarumar oldu umutlarımız. Ve en çok “şimdi ki zamanda” değerlerimizi elimizden aldılar kafirler. Biz sustuk. Sustuk biz, öyle değil mi yoksa?

Mehmet  KAYA