PARTİLERİN  MEZHEPLERİN ÖNÜNE GEÇTİĞİ BİR ÜLKE TÜRKİYE.

Uzun etmeden konuya girersek “bu gün partilerin, ve particiliğin” mezheplerin bile önüne geçtiği bir ülke Türkiye. Doğru söz etmeye çalışırsak, aslında yine ülkede parti sevgisi, parti sevdası, parti ile uğraşma, parti peşinde koşuşturma, partiye inanıp iman etme, dinin bile önüne geçmiş durumda.

İçimizden bazıları itiraz etse bile, gerçek bu.

Artık ülke insanın gündeminde en çok  kendi partileri var, ya da parti liderleri var. Bütün partiler aynı, ve hiçbir farkı yok, bir birinden. Ama daha bir gerçekçi  olmak adına “ak partili arkadaşlar ile, saadet partili arkadaşlar” daha bir öndeler bu konuda, daha bir ileriler.

Ve bu iki parti mensupları arkadaşlar kendi partilerini önemseme, ve kutsama konusunda büyük bir yarış içindeler bir birleriyle.

Bu partilere mensup arkadaşların her biri “kendi partilerini” bağlı oldukları mezhebin bile önüne taşıyorlar, kimse yok böyle bir şey demesin.

Gerçek bu, keşke gerçek olmasaydı. Ne zaman onların yanına varsanız size partilerinden, partilerinin büyüklüğünden, ve kurtarıcılığından söz ederler size, ve parti liderlerinin.

Her ikisinin söylemlerine göre “bu ülkeyi” onların partileri kurtaracak, ve onlara  göre “bu kutsal hizmet” kendilerine nasip olacak. Nasıl bir kutsal hizmet ise.

Tabi onların bu halini görünce hayret içinde kalıyor insan.

Zira böyle bir şey asla mümkün değil. Hiçbir parti gerçek anlamda bir ülkeyi kurtaran, selamete çıkaran değildir. Bel ki daha iyi işler yapan olabilir, ahali için daha güzel işler yapabilir. Fakat onların anlattığı anlam da asla kurtarıcı filan değildir hiçbir parti.

 Ha denilebilir, biz onlardan daha iyi idare biliriz diye bel ki. Daha güzel işler yapabiliriz diye de denebilir denecekse. Mezheplerin bile tartışıldığı bir dünyada “partilerini tartışılmaz kabul edenler” büyük bir yanılgı içindeler.

Ne yazık bizim mahallenin partilerinden olan “bu iki parti” kendilerine inanılmaz kutsiyet yüklüyorlar, ve çok yanlış yapıyorlar.

Yalnız  kendilerini, kendi partilerini, kendi düşüncelerini, kendi liderlerini “tek kurtarıcı bilmeleri” çok fena bir yanlış bizce.

İşte bu anlaşılmaz particilik hastalığıdır ki “insan yanlarımızı” azalttı bizim. Kardeş yanlarımızı kırdı ve yok etti.

Ve insanlar arasında, kardeşler arasında, Müslümanlar arasında “çok büyük uçurumlar, ayrılıklar oluştu, saklanmayacak kadar büyük. Yani arkadaşların hizmetleri kadar yakıp yıktıkları da var, kendileri kabul etmese de.

Ülke insanı olarak  “önce bilelim ki” her yanımızı kaplayan kapitalizm düşüncesi, bizi çok kirletti. Hep demeye çalıştık “bir daha diyelim” kapitalizm ile İslam, asla  uyuşmaz, ve bir birine yakın olmaz, ve ikisi bir arada olmaz.

Oysa şimdilerde bütün alışkanlıklarımız, hayatımıza kattığımız değerler, evlerimiz, evlerimizde topladığımız eşyalar, beynimizde topladığım düşünceler, sofralarımız, yemek alışkanlıklarımız, ve sonra yaptığımız onca israf  “o  zalim anlayışın” bize önerdiği şeylerdir, ve bizim de sıkı sıkıya sarıldığımız.

Evet. Partilerimizi, liderlerimizi öncelemekten dinimizi kitabımızı unutur hale geldik. Ne dini, ne kitabı ne Muhammedi uyarıları dikkate alanlar değiliz artık.

Öyle ki. Aziz İslam’ı partilere monta edecek, yama yapacak  bir hal aldık.

Ne olur kendimizi, aklımızı, imanımızı dinimizi, insan yanlarımızı yenden inşa edelim.

Yeniden düşünmenin yollarını arayalım.

Ve kutsal metinlerin bahsettiği hesap gününü unutmayalım. Unutursak başımıza büyük sıkıntıların geleceğini bilelim.

Gelin kutsallarımızın neler olduğu konusunda, yeniden kendimize çeki düzen verelim.

Olmaz mı?

Mehmet KAYA