AMA BUNU NEDEN BİZE SÖYLÜYORSUN SAYIN BAŞKAN?

Diyanet işleri başkanı Sayın Mehmet Görmez dedi ki “camiler 24 saat açık kalmalı. Ve diyanetin camilerin kapısına kilit vurma gibi bir hakkı yok olmamalı. Evet, çok doğru bir tespit “kimsenin böyle bir hakkı yok” kimsenin camileri kapalı tutmaya, namaz vakitler dışında girilmez yapmaya kimsenin hakkı yok. 

Tamam da neden önce bunu bize söylüyorsun Sayın Başkan? Neden bir genelge ile bunu muhataplarına iletmiyorsun, diye sorası geliyor insanın.

Sen öyle diyorsun da, ama camiler namaz vakitler dışında kapalı “adı Müslüman olan” bu ülkede. Namaz vakitleri dışında hemen hemen, bütün camiler kapalı Türkiye’nin her yerinde. Ve görevli arkadaşlarda “bu durumdan” asla rahatsız değiller. Hatta memnun olmuş bir halleri bile var.

Ve devam ediyor Sayın başkan “Camiler namaz vakitlerinde açılacak, namazdan sonra kapanacak” devlet daireleri değildir. Çok güzel bir söz, evet öyle değildir ama “ne diyelim ki” öyle gibi davranıyorlar görevli arkadaşlar.

Ve onlar kendilerini devlet memuru gibi görüyorlar, ve de öyleler. Öyle düşünmekte haklılar da “zira o göreve talip olurken” öyle olduğunu sanarak talip oluyorlar o göreve  bel ki.

Ve onlara böyle bir hatırlatma yapılmamıştır şimdiye kadar.

 Ve her camide birer kütüphane de olmalı diyor Sayın başkan. Evet, her camide birer kütüphane olmalı da “ya o kitapları” kim okuyacak, sahi o kitapları kim okuyacak?

Takvim yapraklarının arkasında yazılan şeylerden “din öğrenen” ve bunu büyük bir bilgi sanan insanlarız  çoğumuz. Ya da kendime yakın sandığımız cemaatlerin ağabeylerinden duyduklarımızı, öğrendiklerimizi.

Zira bizim insanımız “hele Müslümanlar” okuma kültürü, okuma alışkanlığı edinen bir toplum değil, kimsenin canını sıkmasın bu söz, gerçek bu. Ayda üç yüz, beş yüz  liralık sigara içen kişilerin bile “çoğu” yine ayda  on liralarını bir kitap almaya ayırmıyorlar. Ülke insanın hali bu, ve hepimiz bir birimize benzer bir haldeyiz bu konuda.

Ama bu onların eksikliği değil  “okuma ve kitap edinme” bizim geleneklerimiz de yok, alışkanlıklarımızda yok. Ve konuda uyarı da yapılmış değildir bu ahaliye.  Ve evlerimizin baş köşesine yerleştirdiğimiz televizyonlar “bizim insan yanlarımızı, güzel yanlarımızı da” alıp gitti. Öyle alıp gitti ki “hiçbir şeyin farkında olmayacak kadar” büyük alıp gitti.

Dinin ilk emrinin oku olduğu ile konuşmaya başlayanların bile “hiç okumadığı” bir ülkenin vatandaşlarıyız her birimiz. Kendimizi kandırmanın bir anlamı yok. Nüfusu yüz bini geçen ilçelerimizde bile “doğru dürüst” bir kitapevi yok.

Aslında sayın başkan her zaman doğru sözler etmiştir, dinleyen duyan, ciddiye alan var mıdır bilmiyorum. Ama sanırım çok ciddiye alan yok gibi geliyor bana.

Tekrarlarsak sayın Başkan doğru ve yerinde  bir söz etmiştir “camiler her vakit açık olmalı” diye. Şunu bilelim ki “cami ve mescitler” yalnız namaz kılınacak yerler değildir. Gerektiğinde yoksulların evsizlerin barınaksız olanların sığınacağı bir sığınaktır.

Özellikle kış günlerinde bunun böyle olmasına çok ihtiyaç vardır. İşin hassasiyetini kavramak istemeyenler “söylenenleri” anlamak istemeyeceklerdir. Zira onlar “cami ve mescitleri” yalnız namaz kılınacak  mekanlar olarak sanarak bu güne gelmişlerdir.

En azından bu düşünce tartışılmalı ve camiler aslı görevlerine iade edilmelidir. Bazı kişilerin ablukasından kurtarılmalıdır.

Gelin kavga etmeden, bir birimizi üzmeden bu konu üstünde “yeniden bir daha” düşünelim. Mesela yüzlerce cami olan bir şehirde “bir kış günü soğukta fırtına da” bir evsiz gece sokakta ölürse “o camilerin” bir manası kalır mı İslam yanında.

Gelin bütün bu sorular “dinin kendisine” soralım…

Mehmet KAYA