NE YAZIK Kİ GERÇEK BU!

Bilirim “şimdi olduğu gibi” bazı  yazıları  yazmak,  ve bazı sözleri söylemek  zor iştir  “yine” kimi zamanlarda  olduğu gibi. Ama yine bilirim ki “yazılması gerekenler yazılmazsa, söylenmesi gerekenler söylenmezse” varmamız gereken gerçeğe de varamayız, anlamamız gereken doğruları da anlayamayız. Doğruları bulmak, yanlışları bilmek için bazı sözlerin edilmesi gerekiyor kendi aramızda.

Ve işte bundandır  “sorulması gerekiyor”   Müslümanlar  olarak  “neden böyle tarumarız?” neden  böyle  kaybedenlerdeniz  diye? Her daim  bir soru sorma hakkımız olmalı hem kendimize, hem de başka insanlara ki, gerçeğin ucundan yakalayabilelim.

Biz kabul etsek de, etmesek de “bu gün bu ülkede” biz Müslümanlar “yani” bu iddiada bulunan ahali, darmadağınık bir haldeyiz. Kimsenin kimseden haberi olmadığı gibi, kimsenin kimseye değer verme gibi bir düşüncesi de yok.  Herkes her şeyi  başkalarından daha iyi biliyor  kendince. Ve nedense en çok  “dini” en iyi kendilerinin bildiğini sanıyor kimi insanlar.

Oysa  her şey  ortada. Bu zamanda herkes kendi hayatını, kendi geleceğini, çocuklarını geleceğini  inşa etmekle meşgul. Bu savaş günlerinde bile çoğu insanın hesabı hep kendi servetini kendi  mal varlığını çoğaltmak üstüne.

Artık bütün değerlendirmelerimiz “kendi mezhebimiz üstünden, kendi partimiz üstünden, kendi bağlı olduğumuz cemaatimiz ve tarikatımız üstünden yapılıyor. Ve artık önderlerimizin sözleri uyarları, veya şeyhlerimizin  ağabey dediğimiz kişilerin sözleri ve uyarıları “neredeyse” Allah’ın ve aziz elçinin uyarı ve  sözlerinin önüne geçmiş durumda, hayatımızın bir çok alanında.

Elbette yazıp söylediklerimizi “ciddi bulmayanlar” söylenenlerin bir değeri olmadığını, kendi gerçeklerine uymadığını  iddia edeceklerdir. Ama üzgünün gerçek bu, manzara bu, halimiz bu.  Seksen altı milyon insanın çok az bir kısmı “refah ve bolluk içinde yaşarken” kalan kısmı hayatını nasıl davam ettireceğini, evine iki ekmeği nasıl götüreceğini, ve çocuğuna bir ayakkabıyı nasıl alacağının hesabını yapıyor, bu inkarı çok zor bir gerçek.

Kimse bütün “bunlardan bana ne?” diyemez, eğer kitaba ve kitabın içindekilere iman ediyor tasdik ediyorsa?

İşte bundan deriz.

Eğer bir gün “bütün kafirler, zalim kişiler, batı uşakları kimi müşrikler, hatta münafıklar “İslam” ile uğraşmaktan vazgeçseler, ve yine bütün düşmanlarımız topraklarımızı terk edip gitseler,  kirli  ellerini üzerimizden çekseler, yani kendileri için bahaneler bulduğumuz “bütün yabancı güçler” başlarını alıp gitseler bizler “yine bir birimize  dert ve sıkıntı” olarak kalacağız  geride.  Yine kavga etmeye “senin mezhebin benim mezhebim, senin cemaatin benim cemaatim, senin partin benim partim” demekten, bir birimizi ayağına çelme takmaktan geri durmayacağız.

Bundan deyip dururuz. Ey ahali “gelin Allah’ın dinine yeniden dönelim diye. Ondan deriz “arkasından gidilecek, ve bizi yanıltmayacak, ve bizi kurtuluşa götürecek yalnız Muhammed Mustafa diye.

Siz ne derseniz deyin. Elbette canı sıkılanlar olacak sözlerimize. Elbette hoşlarına gitmeyecek bazılarının. Ve biz onların her birine “sizler bizim kardeşlerimsiniz, ama yanlış şeyler düşünüyorsunuz” diyoruz. Ve gelin kardeşler topluluğu olduğumuzu hatırlayalım, ve bir birimize sahip çıkalım, kimseyi hor görmeyelim, ve sadece kendimizi cennete gidecek sanmayalım diyoruz. Kötü mü yapıyoruz?

                                                                                                                                                                                                                                                        Mehmet  KAYA