Bu savaş günlerinde “hep dedik, bin kere, milyon kere daha desem yorulmam” yeryüzünde ümmetin darmadağın edilmek istendiği bu günlerde. Hani bir yarımız varlık ve zenginlik içinde, servet içinde yüzerken “başka bir yarımız” açlık ve sefalet içinde hayata direnirken, daha başka yanımız ölümlerden ölüm beğenilmeye zorlanırken, bize yine “binler kere demek düşer” ey insan, bu ne iştir, bu ne gaflettir, diye sormak düşer. Defalarca yazmak düşer “önümüz uçurum” diye.
Yani sürgün üstüne sürgün yerken, evlerinden bağlarından dağlarından bahçelerinden edilirken, çocuklar babalarından analarından edilirken “ve zalimler” son umudumuzu bile elimizden almak isterken “yazdıklarımız beğenilsin diye, veya birileri takdir etsin diye, ve başka birileri “sen ne güzel yazıyorsun, ve sen ne güzel şeyler söylüyorsun!” demelerini istemek, ve bilmek adına yazarken, veya kalbimi avuçlarınıza boşaltırken “edebi bir dil” filan kullanacak değilim. Anlayalım artık “biz inanılmaz ölümlere” direnen, ve yeri gelince ölüme sevdalanan bir neslin devamıyız bu ülkede.
Farkında olmayanların “canı çıksın” yangın yeri dünya. Ortadoğu yangın yeri, ve yangın yeri ülkemizin sağı solu, önü arkası, yangın yeri kimi şehirlerimiz.
Ve şimdilerde birileri “bu yangının daha çok büyümesi için” ellerinden gelen bütün imkanlarını kullanıyorlar. Ellerinde bulunan bütün silahları, ve yayın organlarını kullanıyorlar. Baştan sona “yansın istiyorlar” bu ülke. Yansın batsın istiyorlar, ve bu arzularını saklama ihtiyacı duymayacak kadar zalimce ve düşmanca hareket ediyorlar.
El birliği, iş birliği gönül birliği ediyorlar “kimi hainler” kimi alçaklar, bu ülkenin başı daha çok belaya girsin diye. Bunun için dünyanın her yanında bulunan var olan “ FİRAVUNLARLA” iş birliği yapmaktan çekinmiyorlar. Kandan beslenen kimi ülkeler ile iş birliği yapaktan da. Ve ne utanmaları kalmış, nede haya duyguları. Geçmiş çağların Nemrutları bile bunlardan daha çok merhamet ve utanç sahibiydi, bunlar bütün perdeleri yırtarak saldırıyorlar ülkenin değerlerine.
Fethullah hoca denen beyni kanserli adamın bütün elamanları “dünyanın her yerinde şimdi, ve ülkenin bütün şehirlerinde” kendi oyunlarının seyredilmesini istiyorlar. Ne vicdanları kalmış ne imanları “nede bir dirhem vatan sevgileri” yazık ediyorlar bu ülkeye. İnsanlığa yazık ediyorlar, ve ümmetin çocuklarına yazık ediyorlar. Yazık ediyorlar insanlık ailesine.
Ve gelmek istediğimiz yere gelirsek, söylememiz gerekeni söylersek.
Dün, yani 8 şubat 2016 pazartesi sabahı ATV televizyonunun sabah haberlerinde gördüğüm“bir köpeğin” kalbinden söz edeceğim size. Ben kalbi dedim “isterseniz siz başka bir şey deyin” ne derseniz deyin işte. Ben o köpeğin “bir bebeğe” davranışını gördükten sonra “bir kere daha anladım ki” batılıların, Amerikalıların Rusyalıların Fransız’ların “o köpek kadar kalplerinin olmadığın” bir kere daha anladım. Bir kere inandım iman ettim ki “Muhammed Mustafa”nın öğretisi kurtaracaktır insanlığı. Hani bir harpten dönerlerken “gördüğü bir karınca yuvasını” askerler çiğnemesin diye “karınca yuvasının başına bir nöbetçi koymuş, ve askerlerin başka taraftan geçmesini istemişti ya” ve şimdi dünya zalimleri “güle-güle” çocukların ölmesini öldürülmesini seyrediyorlar.
Köpeğe gelirsek “evde uyuyan bir bebeğin üstü açılmıştır. Bunu gören köpek “o çocuk üşümesin diye” ağzıyla, ve ayaklarıyla çocuğun altında bulunan çarşafın kanatlarını çocuğun üstüne örtünceye kadar uğraştı,ve sonunda örttü de.
Ya batılılar, ya Amerikalılar, ya Rusyalılar, Yunanlılar, Fransızlar İngilizler “ne yapıyorlar?” sahi ne yapıyorlar yüz binlerce çocuğun ölmesi öldürülmesi karşısında? Görmediniz mi Yunan askerinin göçmen botunu nasıl deldiğini, ve nasıl zevkle seyrettiğini denize düşen insanları?
Uzun etmeden. Bu gün batının, batılıların “o köpek kadar” kalbi yok. Ve alçakça seyrediyorlar Müslüman bebelerin ölümlerini. Kendi evlerinde öldürülmelerini seyrediyorlar, kendi ülkelerinde kendi topraklarında öldürülmelerini seyrediyorlar. Denizlerde boğulup ölmelerini seyrediyorlar. Kendileri gibi “kafirlere” verdikleri silahların ölüm kusmasını seyrediyorlar. Ve sonra bize “dönüp” barıştan ve insanlıktan söz ediyorlar.
Ondam derim. Kafirleri dost tutmanın, onları insan sanmanın hiçbir manası yok diye. Ondan der dururum “aklımızı başımıza alalım” diye. Hesap günü var diye.
Evet tarih şahittir ki “en azından son yüz ene bize göstermiştir ki” Müslümanların, ve Ortadoğu halklarının hiçbir değeri yok batılılar yanında. Ve şimdi onların her biri “biz bir birimizi daha çok öldürelim” diye oyun içinde oyun tezgahlıyorlar. Yazıklar olsun “bu oyunun” oyuncuları olmak için çalışanlara. Selam olsun insanı inşa etmek isteyenlere, ve kardeşliği öne çıkaranlara.
Mehmet KAYA