HALİMİZ YAMAN BAYIM-YAMAN HESAP GÜNÜ.

Ne olur sözümü yanlış anlamasın kimse. Gerçi yanlış anlaşılsa da çok canım acımıyor artık bu düzende duyduklarımız ve İşittiklerimiz. Yani alıştım kimi adamların saçma sapan tenkitlerine, ikazlarına “sen bunları nereden çıkarıyorsun?” demelerine.  

Hem biz kimseye akıl satan, akıl dağıtan da değiliz, ve kimseye “ben sizden daha çok bilenim, daha çok  dindarım, bu dini iyi bilenim de” diyenlerden de olmadık hiçbir zaman. Şu partiye oy verirsen kurtulursun, şu cemaate devam edersen cennete gidersin diyenlerden de olmadık, ve bunu demeyi “karşı tarafa” bir saygısızlık bildik.

Yaptığımız  şey “sadece” soru çoğaltmak, sadece soru sormak  hem kendimize hem de kardeş bildiklerime “ve de” bu dünya da, ve bu ülkede birlikte yaşadığım insanlara. Aynı gök  yüzünü, aynı yeryüzünü ve aynı havayı paylaştıklarıma sorular iletmek “bazı şeyleri daha iyi ve daha güzel anlayalım” diye.  Aynı yağmurun altında ıslandıklarıma, aynı camide omuz omuz geldiklerime, aynı sokakta yürüdüğüm kişilere sorularım.

Sahi bize “ne oluyor” demek suç mu? Suç mu “sahi biz böyle nereye gidiyoruz” demek kardeş bildiğim, yoldaş bildiğim gönüldaş sandığım kimselere?

Tekrar soralım bu soruyu şimdi. Sahi biz nereye gidiyoruz güzel kardeşim? Sahi gittiğimiz “bu yol” insanlık yolu mudur?  Gittiğimiz bu yol Müslümanlık yolu mudur? Muhammedi bir yol mudur şimdi yolumuz. Sahi biz bu yoldan gidişlerimizden hesaba çekilmeyecek miyiz? Hesaba çekilmeyecek miyiz gördüklerimizden, gözümüzün önünde işlenen günahlardan.

Hesaba çekilmeyecek miyiz evine ekmek götüremeyen babaların çaresizliğinden. Hesaba çekilmeyecek miyiz tenceresine koyacak bir şey bulamayan dul kadından, veya yaşlı teyzeden? Ne dersin? Bütün bunlardan “bana ne” deme lüksümüz var mı, iman ettiğimiz dine göre. Sahi Muhammed Mustafa “çıkıp gelse” yaşadığımız bu hayatı onaylar mı? Yaptıklarımızı hoş görür mü sizce?

Bu yolun sonu selamet midir, bu yolun sonu kurtuluşa çıkar mı sence?

Ne yapalım, elimizden ne gelir mi diyorsun?

Elinden geleni yaptın mı sen önce ona bak.

Gücünün yettiği iyiliğe ve hayra talip oldun mu?

Mesela bu hafta kaç yoksula “halin nicedir” diye sordun?

Kaç komşuya selam verdin mesela? Ya da kaç akrabanı arayıp halini hatırını sordun?

Dün bayım dün. Yani 23 ocak 2016 tarihinde 100 çocuk daha öldü, veya ölüme sürükledi. Hem de gözlerimizin önünde, yanı başımızda. Bir kısmı Akdeniz’in sularında, başka bir kısmı eğe denizinde. Ve daha başka bir kısmı Suriye de bombalanarak. Evet dün yüz çocuk öldü, ya da öldürüldü, ölüme yatırıldı. Ve yüzlerce büyük adam büyük kadın bu sayının dışında.  Ve Kuran bize  “ey iman edenler kardeşsiniz!” diyor. Kardeşlerimiz ve kardeşlerimizin çocukları ölen yeryüzü zalimlerinin bakışları arasında, ve bizim bakışlarımız önünde.

Dünden önce Mustafa koçta öldü. Yani ülkenin en varlıklı adamı, en çok servet biriktiren adamı. Ve ülkede ne kadar güç sahibi varsa, ne kadar efendi varsa, beyaz adam varsa, asker ve siyaset adamı varsa “her biri” başsağlığı  sırasına girdi. Her biri derin üzüntülerini bildirdiler.

Anlayalım diye misal veriyorum. Dün ölen yüz çocuk bir Mustafa koç etmiyor bu düzende. Farkında mısın hep servet sahipleri kutsanan bu ülkede. Hani denir ya Kerim olan kitapta “sizin en üstün olanınız en takva sahibi olanınızdır” diye. Artık öyle değil “şimdi en üstün olanlar en zengin olanlardır” bu düzenin yanında. Düzenin sahiplerinin yanında, hatta sözde Müslümanların yanında.

İşte bundan soru çoğaltıp duruyorum ben “sahi biz nereye gidiyoruz, sahi bu yol İslam yolu mudur, bu yol Allah’a çıkar mı” bir birimize  soralım, ve aklımızı başımıza toplayalım” diye. Neyse hadsizlik etmişsem bağışlanmak diler, binler selam ederim.

                                                                                                       Mehmet  KAYA