Uzun etmeden diyelim diyeceklerimizi. Ve tez elden varsın söz menziline. Zaten bu savaş günlerinde, bu kavga günlerinde, zalimlerin alçakların “en çok iş birliği yaptığı günlerde” ve ülkemizin tam kalbinden vurulmaya çalışıldığı, ve “yok edilmesi parçalanması, ve kardeşin kardeşe kırdırılmak istendiği günlerde” onlara alçaklar demekten başka sözümüzde yok.
Ey ahali, ey millet, ey bu ülkenin çocukları, ey vatan evlatları, ve ezanlarda dirilmeye çalışanlar “artık kendinize gelin, ve aklınızı başınıza toplayın, ve bilin bu ülke parçalanırsa, bu ülkede alçakların arzuları gerçekleşirse” halimiz yamandır, halimiz perişandır.
Gerçi biz hangi sözü etsek de, beyler yapmayın etmeyin desek de “bakın bu işler çok yanlış desek de” “kendilerini çok bildiğini sanan adamlar” yani söz sahipleri gücü ellerinde bulunduranlar, kendilerine makam ve yetki tahsis edilenler “bunlar kimlerse” yine kendi bildiklerini, hep kendi bildiklerini yapıyorlar. Yalnız kendilerinin doğru bildiğini sanıyorlar, ve asla başkalarının dinleyecek bir nezaket içinde olmuyorlar. Bu ülkede “bu işler dün de böyleydi, bu gün de böyle” her birisi, her bir siyasetçi, her bir makam sahibi yetki elinde olan “kendini Tanrı yerine koyarak” hüküm veriyorlar, ve hep kendilerinin doğru işler yaptıklarını iddia ediyorlar, ne yapabiliriz ki. Nasrettin hocanın dediği gibi ip puştun elinde, ne kadar çekersen çek, onlar kendi bildiklerini yapmaya devam edecekler. Tekrar edelim bu ülkenin kaderi bu, çilesi bu.
Bu ülkede sözün haysiyeti yok, Haysiyetsiz adamların sözleri var “ülke inşasında” kullanılan. Ama bu nasıl bir iştir ki “bütün yapılarımız, bütün kurumlarımız, bütün düşünce ve hayallerimiz umutlarımız çökmüş ve bitmiş vaziyette. Ama bundan kendilerinin haberi yok. Zira kendileri sahip oldukları bu kurumları, bu makamları, bu yetkileri, kullanarak “daha çok nasıl bir servet edinebilirim” derdinde bir çoğu. Bir çoğu ahaliye tepeden bakmayı kendine huy edinmiş durumda.
Birileri bilsin artık “bu ülke her şeyden önce kendini seven, kendini inşa eden, kendine değer veren tarihini sahiplenen, ve kendine “bu ülke benim ülkem, bu vatan benim vatanım” diyecek insanlara ihtiyacı var” hem de çok var. Kim ne derse desin “biz bu ülkenin çok başını eğik tuttuk” kimi zamanlarda. Kendini çöplüğe çeviren kişiler gördü bu ülke, ve kendini yabancıların üssü haline getirenleri de.
O iyi kişiler yok mu? Diye sorarsanız, elbette var. Elbette bu ülkenin her yerinde, her şehrinde her köyünde her kurumunda, her dağında “iyi insanların varlığı” inkar edilemez. Ama o kadar çok azlar ki, varlıkları ile yoklukları pek fark edilmiyor. Hep kötülerin sözünün geçtiği bir çağ oldu çağımız. Ondan demeye çalışırız “ey insan!” nerede olursan ol, Allah adına kıyam et diye.
Bundandır şimdi ki zamanda “en çok hainler, en çok zalimler, ve ülkeyi asla sevmeyenler, sevmeyi hem düşünmeyenler, hem beceremeyenler, vede alçaklar” seslerini yükseltip gürültü koparıyorlar. En çok onlar feryat ediyor, kıçlarından yaralanmış gbi.
Bu ülkenin hainlerinin düşmanlarının çok olduğunu “hem de çok fazla çok olduğunu” bir çok yazımızda yazmaya çalıştık. Evet, bu ülkenin ve ülkenin sahip olduğu değerlerin, pek çok düşmanı var “aramızda dolaşıp duran” ve de bizden görünen. Artık bunlar kimlerse, kimlerden oluşuyorsa, nerede duruyorlar ne iş yapıyorlarsa “artık ” bunları bilmemiz öğrenmemiz gerekiyor. Bilelim ki, yarın sırtımızdan hançerlenirsek kimlerin hançerleyebileceği konusunda bilgimiz olsun.
En başta kendilerine “ulusalcı” denen, ama asla bu ülkeyi sevmeyen ruhsuzları, yalancıları kumarbazları ahlaksızları bir analım, ve unutmayalım onların hainlerin saflarında yer aldıklarını. Bilelim bu adamların “asla” ülke diye bir dertleri yok. Ülke işgal edilse bile umurlarında olmayacak bunların. Yeter ki bu ülkede ezan okunmasın, ibadet yapılmasın, Kurandan söz edilmesin. Ve son yıllarda “her biri” ya PKK, ya da batılı bir ülke ile iş tutmakta, onlardan biriyle, ya da bir kaçıyla ilişkiye girip oynaşmaktalar.
Ve sonra şu meşhur cemaat var ya, işte onlar. Onların önderleri yol göstericileri “anlaşılmıştır ki” birer hainden başka bir şey değiller. Ve şimdilerde en çok PKK ile sarmaş dolaştalar.
Görünür yüzüyle “kendilerine ait olmasa bile” bir çok basın yayın kuruluşu onların emir ve himayesinde.
İşte bunlardan biri de “eskiden devlet gazetesi diye adlandırılan Cumhuriyet gazetesidir, şimdilerde.
Dünkü İstanbul katliamında bu gazetenin ana manşeti neydi biliyor musunuz? Ülkemiz ne dediler, ve nasıl “manşet” attılar biliyor musunuz?
KATLİAM ÜLKESİ. Yani dünkü terör olayını “ülke kendi yapmış gibi” ülkenin yeni adı KATLİAM ÜLKESİ bu efendilere göre.
Alayına yazıklar olsun
Yazıklar olsun kendi ülkesini düşmanlarına jurnal edenlere.
Ama aylar önce “Fransa da” meydana gelen terör için “Fransa çocuklarına ağlıyor” diye manşet yapmıştı bu zavallılar.
Ve bunların yanında kendilerine “akademisyen” denen başka zavallılar da aynı alçaklığa imza attılar, ve bir bildiri ile ülkemizi şikayet ettiler.
Neyse “her birine” ayrı ayrı yazıklar olsun. Yazıklar olsun ülkesini gammazlayan kim varsa, ve nerede bulunuyorsa.
Selam olsun hakkı söyleyen kim varsa, ve neresinde yaşıyorsa dünyanın.
Mehmet KAYA