BENİM SEVGİLİ ÜLKEM!

SEVGİLİ ÜLKEM! Sana ya da “seni”  nasıl yazacağımı, sana söylemek istediklerimi nasıl söyleyeceğimi, ve yine sana şikayet edeceklerimi nasıl edeceğimi, zalimlerin alçakların, ellerinde kan olanların, başkalarına uşaklık yapmadan zevk alanların, seni tarumar edenlerin, ırzına geçmek için sıraya girenlerin isimlerini “nasıl sana” söyleyeceğimi bilemiyorum. Bilemiyorum ne yapsam da kucaklasam seni bir sevgili gibi. Nasıl hangi dille söylesem sana, seni çok sevdiğimi.

Bilemiyorum: Kocaman, kocaman yaralarına, sırtından bıçaklanmalarına kanayan yerlerine “nasıl” ağıtlar yakacağımı, anamın dizlerine yatar gibi “dizlerine” nasıl yatacağımı, ve  sevgilimin gözlerine bakar gibi gözlerine nasıl bakacağımı bilmiyorum. İçimde zapt edilemez türküler, bilemiyorum hangi “dağının” başına çıkıp söyleyeceğimi. Zira dağ başlarını bile puştlar  tutmuş sevgili ülkem!

Ve sana “artık ayağa kalkmalısın” süründüğün yeter, yeter kimi alçakların pis ayaklarının, kirli ellerinin ve  pis  düşlerinin sana değdiği.  Sen ki sevgili ülkem “bir İslam yurdusun” benim yüreğimde, “sen ki bir Mekke’sin, bir Medine’sin, bir Kudüs’sün ümmetin gözünde,ve öyle kalmalısın, ve asla ezanlar susmamalı senin üzerinde.

Sen asla yıkılmamalısın, ve asla teslim edilmemelisin küfrün adamlarına. Bilmelisin sevgili ülkem! Yeryüzünün neresinde bir iman etmiş adam varsa, neresinde bir yoksul adam varsa, ve  neresinde ağlayan  bir anne varsa, yönleri sana dönük duruyorlar her daim. Seni düşüne, düşüne sabahlıyorlar ümmetin fertleri nerede yaşıyorlarsa.

Zira sen ümmetin gözünde “yine ümmetin bütünün yurdusun” bunu bilerek diren zalimlere sevgili ülkem! Bekle çocuklarına abdestsiz memelerini vermeyecek kızların ayak seslerini duyar gibiyim, bunca karanlığa rağmen.

Evet, bilmiyorum kanayan her yerlerini gördükçe kendimi nasıl teselli edeceğimi. Dağlarını ormanlarını, denizlerini ve kalbini istila edenlere, değerlerini yok  sayanlara, seni “yurt” gibi görmeyenlere, varlığının her yanına beton binalar dikenlere “içine tanrının girmediği” ve  Ankara’nın “en ortasında” seni kana bulayanlara, “yani şeytanın çocuklarına” sizler “sizler” bu ülkenin zalimlerisiniz, bu ülkenin hainlerisiniz, bu ülkenin değerlerini yok edenlersiniz, ülkeyi karanlığa çevirmek isteyen hainlersiniz “nasıl” denmesi gerektiğini.

Yorgun atlar gibi soluk solugayım sokaklarında sevgili ülkem, ve zalimlerin umurlarında değil uğruna büyüttüğüm öfkelerimin kutsallığı.

Evet benim güzel ülkem: Ne kadar düşmanın varsa, tarihinin ne kadar düşmanı varsa, ne kadar din düşmanı varsa, ne kadar Allahsız varsa, ne kadar pezevenk ve fahişe ruhlu kişi varsa, ne kadar imansız ne  kadar kafir  ne kadar müşrik, ne kadar ırkçı varsa, ne kadar bayrak ve Kur’an düşmanı varsa, ne kadar beyaz adam varsa kendinden başka kimseleri düşünmeyen “şimdi hepsi ayakta” ve  hepsi  seni kan gölüne çevirmek istiyorlar dünyanın gözü önünde, seni bayraksız, seni kitapsız, seni imansız ve ezansız bırakmak istiyorlar. Çok üzgünüm sevgili ülkem!

 Ve bunu yapabilmek için, dünya ahalisinin dikkati çekebilmek için, batılı alçakların dikkatini çekebilmek için, “bir birini”  öldürmekten, bir birinin canına kıymaktan, bir birinin kanını çiğnemekten utanmıyorlar, bu imansızlar. Puta tapmaktan başka bir becerileri olmayan karanlık adamlar.

Bu  nasıl bir  kader ki,  sevgili ülkem? Hep seni sevmeyenlerin “en çok” sesi çıkıyor yine senin üstünde. En çok onlar bağırıp çağırıyorlar, en çok onlar barıştan söz ediyorlar “en çok” öldürenler kendileri oldukları halde. En çok kendi ellerinde kan olduğu halde.

Ve işte böyle bir karanlık zamanda, “sana nasıl yazacağımı, seninle nasıl dertleşeceğimi, ve sana “sen benim annemden de öte  kutsalımsın” diyeceğimi  bilemiyorum.

Yine bilemiyorum: Kendilerinin Müslüman olduklarını iddia eden ahalinin bunca nasıl suskun kalabildiklerini, duyarsız  kalabildiklerini, ve seslerinin çıkmayışını.

Daha ötesini yazmaya gücüm yok sevgili ülkem! Şimdi ben “kendim de dahil” seni  kendilerine yurt edinenleri “yine sana” şikayet ediyorum, seni alçakların istilasına bıraktıkları için.

Beni bağışla, suskunluğumu bağışla. Ben seni seviyorum SEVGİLİ ÜLKEM!

                                                                                                                                Mehmet  KA