Bu hayatta “veya dünya” aleminde herkesin bir sevdası vardır kendine ait. Benim sevdam da kitaplar ile, kitap yazanlar ile, kitap sevenler ile, ve kitapları dost kabul edenler le birlikte olmak, onlar ile konuşmak, onlar ile muhabbet etmek, onlar ile bir şeyler paylaşmak “ve en güzeli şiirden” söz etmek, şiir üstüne konuşmak. Kitapsız yaşayanların, okumayı angarya sayanların, kitapları lüzumsuz görenlerin “ama yine de” yaşadıklarını sananların, hayata dair söz edenlerin, hayatlarını ve de kafalarının içinde, birde yüreklerinde neler bulundurduklarını merak etmişimdir hep. Merak etmişimdir kimi insanlar “içinde kitaplar olmayan” evlerde nasıl oturduklarını, neler konuştuklarını, oğullarına kızlarına nelerden söz ettiklerini, neler anlattıklarını insana dair hayata dair, aşka ve sevdaya dair, kardeşliğe dair. Merak etmişimdi savaşa nasıl baktıklarını, nasıl düşündüklerini evlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalan insanlar hakkında. Ve zalimleri hakkında dünyanın. Zira kitapla dost olmayan kişi bunca sorunun cevabını nasıl bilebilir nasıl bulabilir ki. Nasıl aydınlık olabilir okumayan kalpler.
Hikmetinden sual olunmaz, ama bundandır yüce kitabın “oku” diye başlaması. Oku, okumazsan karanlıkta kalırsın, uçuruma düşersin.
Evet, birkaç gün önce geldiğim, ve size de bir yazımda bahsettiğim Kahraman Maraş Kitap fuarından, ve bu fuara katılan Azerbaycan Milletvekili bayan Ganire Paşayeva’dan, yani açılışta yaptığı konuşmadan söz etmek istiyorum. Ve sonra sözü kendi ülkemizde yaşayan “ruhu kirlenmiş, düşünceleri kirlenmiş, ve yüreklerinde vatan duygusu diye bir şey kalmamış” kişilere getirmek istiyorum. Hani şu Rus uçağının Türk pilotları tarafından düşürülmesinden sonra, Rusya için ağıt yakan zavallılara. Yani adamdan başka her varlığa benzeyen adamlara, onların yanında saf tutan kimi kadınlara, alçaklığı vatan sevgisi sanan kimi köşe yazarlarına, kimi partilere, ve kimi dini cemaatlere, ve liderlerine getirmek istiyorum.
Ne dedi sayın millet vekili, aktarayım. Size Azerbaycan’dan selam getirdim, ve ben burada asla misafir değilim. Zira bu ülke benim yurdum, ve kimse kendi yurdunda misafir olmaz. Burası benim yurdum. Ne yazık ki “son olaylarda bir daha öğrendik ve gördük ki” burası benim yurdum demeyen, yurdu adına bir derdi tasası olmayan, sevinci olmayan, ama başkalarının yenilgilerine acılarına ağıtlar yakan kişilerle doluymuş bu ülke. Bu ülkenin haini sanıldığından daha fazlaymış, bunu bir kere daha öğrendik Türk uçaklarının Rus uçağını düşürmesiyle. Kendi ülkesine, kendi devletine, kendi Cumhurbaşkanına küfür edenler, hakaret edenler “söz birliği ederek” Rusya devleti ve Rusya lideri için ağıt yakmanın, ağlamanın sızlamanın, bu iş böyle olmaz demenin, hatta Türkiye barış düşmanlığı yapıyor demenin en alçak yollarını denediler.
Ve bunların geçmiş kimliklerine baktığımız zaman kendilerini “her daim” bu ülkenin, ülke insanın değerlerine küfür eden kadronun içinde göre geldik bu günlere. Ondandır bunları çok ta yadırgamadık. Ama kimi partiler kimi dini cemaatler “bunlardan en önlüsü” Adana ve çevresinde faaliyet gösteren onlarca ilde temsilciliği olan Furkan gurubu. Bu cemaatin lideri olan bay “olaydan birkaç gün önce “ diyor ki Türk hükümetine. Sınır ihlali olursa Rus uçaklarını vuracaklarmış, haydi vur bakalım, sen kendini ne sanıyorsun. Sen Rusya ya kafa tutacak adam mısın? Sen kimsin ki Rusya ya kafa tutabiliyorsun?” gibi rezilce laflar ediyor. Ve bunun tek nedeni kimi şehirlerde keyfince devlet binalarından istifade edemeyişleri. Yani her şey dünya ait çıkarlar. Ötesinde ne din var, ne de iman. Ve bu insanlar “bu ülkede” ahaliye din anlattıklarını sanıyorlar, ve bir çoğu ahalinin kurtuluşunu kendi ellerinde sanacak kadar zalimler.
Ve partilere gelince, partileri daha sonra ki, bir günde yazarız. Ortalık sakinleşince, herkesin kini öfkesi dinince, garazı bitince yazarız.
Demek istediğimiz aziz kardeş. Bu ülkenin sanıldığından çok haini ve düşmanı var. Sanıldığından çok rezil kişiler var aramızda. Ve bunlar ak partiye “ya da” Tayyip Erdoğan’a olan kin ve öfkelerine sığınarak, onu bahane ederek “bu ülkenin” bütün değerlerine tarihine dinine imanına küfür etmeyi, bu ülkeyi aşağılamayı, bir ibadet sanacak kadar “itina” ile işlerini yapıyorlar.
Ve bizim derdimiz yalnız ülkemiz. Bizim derdimiz daha çok başı ağrımasın bu ülkenin. Sevmiyor olsak da, yaptıkları işleri doğru bulmuyor olsak da kimse bu ülkenin Cumhurbaşkanına küfür edecek kadar adileşmemeli ve kimse bu adilerle yan yana durmamalı. Bilmeliyiz ki “her şeye rağmen” bir gün bu ülke ümmetin umudu olmaya devam edecek. Bunu bilen alçaklar bundan dolayı bu kadar yüksek ses çıkarıyorlar, Rusya için ağıt yakıyorlar. Kendi liderlerine küfür ederken Rus liderine övgüler düzüyorlar. Biz ülkemizi sevenleriz, biz ülkemizi umut sayanlarız ümmet için. Bundandır çırpınışımız “bu ülkenin” düşmanlarına “alçaklar yeterin” diye.
Bir not olarak ilave edersek. Yukarıda söz ettiğimiz cemaatin yanına “şu meşhur öteki cemaati neden koymadık” zira artık onların ne olduğunu, nasıl hainler olduğunu, bu ülkeyi nasıl düşmanlarımıza şikayet ettiklerini “dağ başlarında koyunlarını otlatan” çoban kardeşlerimiz bile duydu. Ondandır onları konu etmeyişimiz. Yine ikinci bir not eklersek, bu cemaatin tabanındaki güzel insanların hiç birini “yukarıdakilerle” aynı tutanlardan da değiliz, bu da biline. Selam olsun “yüreğinde kardeşlik taşıyan” her bir insana. Selam olsun Türkiye ümmet için “bir umuttur” diyen herkese.
Mehmet KAYA