Hani Rabbimiz kitabında “her canlı bir gün ölümü tadacaktır” buyurur ya. Ve bu söz karşısında çoğu insan umursamaz olur, ve ölmeyeceğini sanır ya. Ve yine hayatını hiç ölmeyecek gibi ayarlar “hiç ölmeyecek gibi yaşar” hiç ölmeyecekmiş gibi gezer, hiç ölmeyecekmiş gibi konuşur ya konuştuğu zamanlar.
Oysa insanın en büyük yenilgisidir, en büyük kaybıdır Rabbini dinlememesi. En büyük yanılgısıdır kendinin her şeye gücünün yeteceğini sanması. Ve bundandır “en çok” kendilerini güçlü sananlar kaybettiler bu hayatta. En çok onlardı aslında yenilenler, bunu hiç anlayamadılar kendilerini güçlü sananlar. Kendilerini “dünyada” hep kalacaklarını sananalar, yine kendilerini yaşadıkları ülkelerin “tek sahibi” sananlardan oldular. Kendilerini hep erişilmez sandılar. Ölümün bile erişemeyeceğini sandılar kendilerine. Evlerine ölümün girmeyeceğini düşündüler.
Bilip inansalardı “ölüm bir gün her kapıya gelir dayanır” bilselerdi, ve inansalardı ölümden kurtuluş ve kaçışın yok olduğunu “bel ki bu kadar zalim davranmazlardı” kendilerine. Ölümün kendilerine uğramayacağını sananlar en çok kendilerine yazık ettiler ne yazık. Nereye saklanırsa saklansın insan, ne kadar servet sahibi olursa olsun, isterse onlarca hastane kendinin olsun, ne kadar sözü geçerse geçsin dünya üzerinde “ölümle yüzleşmekten kurtulamayacaktır” bu hayatta hiç kimse.
Ve hiç kimsenin malına servetine, makamına, bindiği arabanın kalitesine, oturduğu evin ne kadar pahalı olmasına bakmadan, ve kimseye torpil geçmeden gelir ölüm herkesin kapısına.
Zira ölümümüzde elinde olan Rabbimiz “her canlı bir gün mutlaka ölümü tadacaktır” buyuruyor kerim kitabında. Ve Allah’ın her sözü hak ve gerçek olduğuna göre bundan kaçış yoktur.
Evet, dün ülkenin en zengin adamı ölümle yüzleşti. Ölüme öteye git diyemedi, ben sana itaat etmem diyemedi, ben sana teslim olmam da diyemedi.
Koç holdingin sahibi Mustafa Koçtan söz ediyorum.
Demek “bu dünya da” Mustafa koç ta sözü geçen biri değilmiş.
Demek servetin paranın hiç sözünün geçmediği yerler de varmış.
Demek ne kadar zengin olursa olsun “ölürmüş insan” yolun yarısında.
Kim olduğuna bakmazmış ölüm gelince. Hiç kimsenin “ölüme direnemediğini” hiç kimsenin ölüme öte git demeye gücünün yetmeyeceğini, ve malın mülkün asla faydasının olmayacağını “ülke ahalisi bir daha” gördü Mustafa Koçun ölümü ile dün.
Ölürmüş insan. Kim olursa olsun ölürmüş. Yolun başında “ya da” ortasında ölürmüş insan. Yolun sonuna varmadan da ölürmüş, bazı kereler. Oysa hiç ölmeyecek gibi yaşayanlardandı Mustafa koç. Gezi olaylarında devlete kafa tutanlardandı. Gezici çocuklara otellerini açanlardandı. Onlara yardım eden, onların karnını doyuran, yaralıların tedavisini üstlenip onlara alkış tutanlardandı. Onlara ekmek aş sağlayandı. Ve şimdi gezici arkadaşlara rağmen Mustafa koç öldü.
Sen bu ülkenin “en büyüğüsün” diye, kendine destek veren gazetecilere rağmen Mustafa koç öldü. Yabancı dostlarının çokluğuna rağmen, yurt içindeki destekçilerinin çokluğuna rağmen Mustafa koç öldü.
Dün Mustafa koç ansızın öldü. Ve bir daha anladık ölüm eşit kılıyor insanı. Hiç kimse farklı ölmüyor ölürken, ölüm kimseye torpil geçmiyor hiç kimseye
Ve bakmıyor kimsenin servetini parasının çokluğuna.
Onun için ey insan!
Çok fazla üzülme bu dünya da. Çok fazla bağlanma, ve kimseye çok fazla tutunma. Ölürken faydası olmuyor kimsenin. Ölüme hazırlıklı ol sadece. Yanında hayır ve iyilik bulundur. Yanında “ihlas ve samimiyet bulundur” ölürken. Kalbinde imanını çok tutmaya çalış. Ve unutma “sadece kulluğundur” seni hesap gününde kurtaracak, ve selamete götürecek olan. Seni cennete taşıyacak olan.
Her ölümden ders çıkaranlardan olalım. Ölümün “bir gün” bize de geleceğini unutmadan yaşamaya çalışalım hayatımızı. Binler selam ile iyilik içinde kalınız.
Mehmet KAYA