Kimilerinin canını sıksa da, bazı şeyleri düşünmek için bu sorular çok önemli. Bu sorular kendi gerçeklerimizle yüzleşmektir, eğer yüzleşmek istersek. Yüzleşmekten kaçarsak halledebileceğimiz bir şey de kalmaz zaten, geleceğimize dair. Ülkemizin geleceğine dair, düşüncelerimizin geleceğine dair
Daha doğruları bulmak için yüzleşmemiz gerek kendimizle. Kendi gözlerimize, kendi kalbimize bakmak gerek.
Özellikle Müslüman ahali yüzleşmesi gerek kendisiyle, ve insanlarımız bire bir, kendisiyle yüzleşmesi gerek, ve sorular sorması gerek kendine.
Ama bunu yaparken "bundan sonra" doğrulardan, doğru adamlardan, doğru insanlardan olacağına dair kendine söz vermesi gerek. Kendine verilmiş sözleri olmalı insanın, ve bu sözlere sadık kalması gerek.
Yoksa, bu gidişle varabileceğimiz bir yer yok, ve gittiğimiz yolun sonu asla aydınlık değil. Yol diye gittiğimizin sağı solu şeytanın çocukları ile dolu.
Bundan dolayı cuma hutbeleri gibi "ne dendiği anlaşılmayan" yazılar yazmayacağım buralara. Bakın size demiyorum, okuyucuya da demiyorum, çünkü ben her şeyi bilenlerdenim demiyorum kimseye. Bir insanın her şeyi bilmesi mümkün de, değil.
Hatta bir köşe yazarı filan görünmek gibi bir sevdam yok. Nasıl olsa o insanlardan şehirler dolusu var, televizyonlar dolusu var onlardan. Her gün başka bir dille ahkam kesmeye çalışıyorlar "bakın her şeyi biz biliyoruz" diye.
Ben sadece sözü yükseltmek derdindeyim bu savaş günlerinde. Ey millet, kalkın yangının ortasında kaldık demek derdindeyim. Kalkın var yangın var, ve her birimiz bu yangının ortasında kaldık demek niyetim.
Yaşadığımız şehirler yangın yeri gibi, ülkemiz de öyle. Sonra evlerimiz, evlerimiz yangının içinde olmasa bile kıyısında. Ve dünya yangın yeri gibi, savaşın karanlığı çökmüş insanlığın üstüne.
Ve kafirler topluluğu insanlık yansın istiyorlar baştan aşağı. Bütün halkı Müslüman olan ülkeler yansın istiyor. Çocuklar cayır, cayır yansın istiyorlar. Ve biz bir yerde sohbetler iken, küçücük çocuklar yanıyor kendi evlerinin içinde. Çocuklar beton yığınlarının altında feryadı figan.
Ve adı Türkiye olan bu ülkenin yanıp yıkılmasını istiyor dünya kafirleri, içimizdeki kafirler de öyle.
Soruya dönersek, ve sorarsak sorulması gerekeni.
Tamam ey millet, ey Türkiye ahalisi, ey cami cemaati arkadaşlar. Ey gurup, gurup tefsir çalışması yapan dostlar, ey zikir halkaarının kutsallığını anlatanlar.
Tmam "bu kadar gürültü çıkarıyoruz da" Allah aşkına "kaç kişi kaç kişiye güven duyuyor aramızda" sokağınızda kaç kişi var bir birine güven duyan? Mahallemizde kaç kişi var, kaç kişi var "aynı camide yan yana namaz kılan" gelin bir düşünelim.
İman bir güven meselesi değil midir?
Sahi kaçımız, kaçımızA güven duyar bir haldeyiz Müslümanlar olarak, akrabalar olarak, kardeşler olarak.
Kandırmayalım kendimizi. Aynı köyün çocuklarıyız, ve biliyoruz her birimizin ne halde olduğunu.
Elbette can acıtıcı bir durum bu. Ama gerçek, gerçek olduğunu hepimiz biliyoruz.
Ha son söz. Bir de aklınızda bulunsun şu bankalar, şu krediler aklınızda bulunsun. Aklınızda bulunsun "daha lüks arabalar almak için" hangi yola baş vurma hallerimiz.
Kimseyi kınamak için söylenmedi bunlar, ama halimiz bu, durumumuz bu.
Selam olsun kendilerine sorular sorup, kendilerini hesaba çekenlere.
Mehmet KAYA