ŞÖYLE BİR SORU SORALIM MI?


Önce kendimize, ve sonra yol arkadaşlarımıza, dava arkadaşlarımıza soralım "sorulması gereken soruyu" daha ne zaman anlayacağız, artık slogan atmakla,  bir yerlere varılmayacağını? Ne zaman anlayacağız, meydanları gazete başlıklarını, kimi yerlerde konuşmaları, konferansları sloganlaştırmak ile, bir yere varılmıyor olduğunu?


Halimize bakıp, bunu anlamanın zamanı gelmedi mi daha? Yarım asırdır slogan atmakla, slogan yazmakla, sloganlı konuşmalar yapmakla, neyin üstesinden geldik, neyi hallettik? 

Kendimize yeni teselliler vermeden gelin doğru sözler edelim. Gelin bir daha soralım bu soruyu kendimize, ve bize yol arkadaşlığı yapan adamlara "sahi yarım asırdır" slogan atmakla neyi elde ettik?


Kahrolsun İsrail dedik senelerdir "ne oldu" İsrail kahroldu mu? Eskisinden daha güçlü değil mi, İsrail şimdilerde? Ya Filistin, Filistin'e ne kazandırdık, Kudüs'e ne kazandırdık? Elli yıl geriye gidip bakalım "kaç adım yol" kat etmişiz?

Kimseye  bir şey demiyorum, sadece kendimizi kandırmayalım diyorum. Kendimizi avutmayalım olmayacak şeyler ile, ve daha akıllıca şeylerin peşinde olalım.

Önce iyi bilelim neden bu işlerin peşinde olduğumuzu. Önce iman edelim söylediğimiz sözlerin doğruluğuna. Önce kendi kalplerimizi, kendi inançlarımızı, kendi sözlerimizi yeniden inşa edelim. Yeni sözler edecek bir halde olalım önce, işe yaracak sözler edelim ederken.

Ve bunu yaparken  yalandan, iki yüzlü olmaktan, Münafık görünmekten uzak olmanın yollarını arayalım.


Biliyor muyuz? Fena iki yüzlü olduk, fena kandırdık kendi kendimizi bile. Kardeşlikten söz ettik "ama" en yakınlarımıza bile yabancılar gibi davrandık, onları kırdık, onları üzdük. Yaşadığımız kentlerin kalpleri kıran insanlarız çoğumuz.

Haberimiz yok "en yakınlarımızın bile" ne yeyip ne içtiklerinden, nasıl geçindiklerinden. Ama kardeşlikten söz etmek kolay oluyor nasıl oluyorsa? Kendimizi kandırmaktan vazgeçelim. Bu kandırmaların "hiç bir faydası olmayacak" hesap gününde, çok üzüleceğiz, o gün bu halimizden. 

Artık gerçekçi  olalım, samimi olalım, sözlerimiz doğru sözler olsun. Dilimizden önce gözümüz konuşsun, kalbimiz ve vicdanımız konuşsun dilimizden önce.

Slogan değil eylem. 

Yani gerçek, yani içten davranış. Yani karlar gibi bembeyaz, güneş gibi ısıtanlar dan olmak.


Anlayalım "inanmış insanlar olarak" çok yapacak işimiz var bu dünya da. Ama bu işler  "daha çok servet edinme, daha gösterişli evlerde oturma, daha pahalı arabalara binme, yazlık evler edinmeden çok"  insanlara ve insanlığa faydalı olma sevdası ve inancı olmalı.


İhtiyaç sahiplerine, yoksul kalmışlara, yolda kalmışlara, yere düşmüşlere, evsizlere, sığınacak bir yeri olmayanlara, yiyecek bir ekmeği olmayanlara yardım etme, ve onların yanında olmalıdır, biz insanlara, biz Müslümanlara düşen, asıl iş.


Sonra dünyanın neresinde bir insan darda  ise, yardıma ihtiyacı varsa, zulme uğruyorsa "onun yanında olmanın, onun yardımına koşmanın" bir çaresini bulmalı insan. 

Ama yalnız sözle, yalnız slogan atmakla, yalnız gürültü yapmakla kalmamalı, gerçek manada ne yapılması gerekiyorsa o yapılmalı. Yani samimi olmak durumundayız. Samimi olmak da, bir çok fedakarlık isteyen bir şeydir.

Durup, durup slogan atmak, laf çoğaltmak aslında "bakın biz buradayız, bizi görün" demek gibi bir şey. 

Sonuç önemli bizim için, sonuçta neleri halletik?. Mesela "en az yarım asırdır" Ayasofya açılsın diye, bağıran çağıran insanlarız, ama olmadı. Aslında bu işin olmayacağını az çok bilenleriz. Ama kendimizi teselli etmek istiyoruz, veya başkalarına "içinde bir çıkar olan" bir mesaj vermek istiyoruz. Nedense bu ikinci yüzümüzü saklıyoruz, saklamasak kimse inanmayacak bize, bunu biliyoruz. İnsan, ah insan!


Oysa önce  öteki camilerimizi asıl görevine döndürmek olmalı görevi  inanmış bir adamın. Çünkü günümüzde "camilerimiz yapması gereken" fonksiyonları yapmıyorlar, ve imam arkadaşların da, böyle bir dertleri yok.


Yine uzun ettik. Gelin kalbimizi yeniden inşa edelim, gelin sözlerimiz yeniden inşa edeli "içinde" yalan olmasın, iki yüzlülük olmasın içinde.

Gelin slogan atmaktan öteye "ne yapabiliriz" oturup onu konuşalım kardeşçe, bir birimizin gözüne bakarak, bir birimizi elini, ve kalbini tutarak.

Kalbini tutarak insanın, ve kitabın. Yüzümüzü insana dönersek, ve kitabı rehber edinirsek "hem kendimiz ayağa kalkarız" hem de insanlığı ayağa kaldırırız. Ayağa kaldırırız "beni öldüm" diyen şehirleri.

Sahi bir şey anlatabildim mi? Ne dersiniz?


Mehmet KAYA