SESİNİ DEĞİL SÖZÜNÜ YÜKSELTMELİ İNSAN.

Siz ne dersiniz bilmem ve sözlerimden hangi manaları çıkarırsınız. Ama“ben diyorum ki” bu çağın insanı “yani bizler” seslerini çok  yükselten, bağırıp çağıran adamların arasında kaldık, ve  bu gürültü ortamında duyamaz olduk “kimin ne dediğini” ve anlayamaz olduk o adamların bize ne demek istediklerini. Anlayamaz olduk partilerin ve genel başkanlarının ne demeye çalıştıklarını bunlar hangi parti olursa olsun, hangimizin destekleyip oy verdiği parti olursa olsun. Anlayamaz olduk onların hiç birini, bu ülke için ne dediklerini. Onların uzun uzun konuşmalarından bir şey söylediklerini sandık sadece.

Aslında canımız acıtsa da kabul edelim ki: Bir gürültü cehennemine çevrildi ülkemiz bu adamlar tarafından “ve ayrılmaz oldu” aydınlık ne, karanlık ne bir birinden. Ayrılmaz oldu hangi partinin öteki partiden farklı ne dediği.  Bu acı bir  gerçek  “kimi partili arkadaşların canını sıksa da” biz bu gerçeği söylemiş olalım. Söylemiş olalım sesini yükseltenler hep ikaz edilmiştir Rabbimiz tarafından. Seslerini yükseltenler canını acıtmışlardır insanların her daim tarih boyu. Seslerini yükseltenler kendilerini tanrı yerine koymuşlardır kimi zamanlarda. Firavun çağının en çok sesini yükselteniydi “ben sizden büyüğüm” diye.

Anlaşılsın artık: Ülkede bütün partiler, ve onların genel başkanları sadece gürültü çıkarıyorlar, sadece seslerini yükseltiyorlar önde görünebilmek, ve üste çıkabilmek için. Ve hiç birinin “evet hiç birinin” tek sözü yok, içinde hak olan, içinde hukuk olan, içinde insan olan, içinde kardeşlik olan, paylaşmaktan söz eden.

Kimse izaha yanaşmıyor “neden ülkenin yarısı açken, başka bir yarısı neden bu kadar çok yiyor olmasının nedenini”

Oysa bu seslerini yükseltenler, bu partiler bu genel başkanlar, bu milletvekili olan kişiler, hatta bu il başkanları, onlara yalakalık yapan gazeteciler, şu bize vaaz eden vaiz hocaları, müftüler cemaat önderleri “bu kadar  seslerini yükseltip gürültü çıkaracaklarına” sözlerini yükseltmiş olsalardı, bu gün bu ülke bu halde olmazdı, ülke insanı bu kadar karanlıkta kalmaz, kimi sofralar dopdoluyken başka kimi sofralar bir dilim ekmeğe muhtaç olmazdı.

Zira bunun böyle olacağını “sözlerinde Rabbi olan” Allah söylüyor. O söylüyor “ey insanlar kardeşsiniz, kardeş kardeşin derdiyle dertlenir, acısını sevincini paylaşır diye.

Ama seslerini değil de sözlerini yükseltenler, sözlerini aydınlık kılanlar, sözlerinin ortasına kitabı koyanlar “her daim” yalnız kalbinden konuşanlardan, yüreğinden konuşanlardan, söz ederken Allah’tan korkanlardan “ve bunun için her daim” kutsal metinlerden ve Peygamberlerin hayatlarından, onların  yaşadıklarından yaptıklarından anlatarak sözlerini dinlenir kılmışlardır.

Zira söz bir medeniyetin dilidir, söz dinin dilidir, söz Muhammed Mustafa’nın dilidir, söz Rbbin kendi dilidir, ve her şey bir sözle başladı kainatta “ben sizin Rabbiniz değil miyim?” şeklinde.

Evet bir sözle başlar her şey, sözle ulaşırız bir birimize, sözle dokunuruz kainatın kalbine, dünyanın kalbine,ve insanın kalbine, o insan kim olursa olsun. Bilelim söyleyecek sözü olmayanlardır seslerini yükseltenler.

Ondan derim: Seslerini yükseltip gürültü çıkaranlara değil, sözlerini yükseltenleri dinlemeyi, onların yanında olmayı tercih edelim. Zira söz eden Rabbin diliyle konuşur her daim. Sözdür insanın içini dışını aydınlık kılan.

Bir sözdür

Ben Müslümanlardanım demek. Ben doğrulardanım, ve benden size zarar gelmez, demek bir sözdür.

Selam olsun sözü olanlara. Selam olsun aydınlık saçanlara insanın kalbine.

                                                                                                                            Mehmet  KAYA