SENDE BİR ŞEYLER ANLATSAN.

Daha anlatacaklarım var var sana, ama sen de bir şeyler anlatsan. İnsanız ya hani, öyle der ya bütün kutsal metinler, bütün haberciler öyle der ya bize. Ey insanlar diye başlarlar ya, konuşmalarına hani.
Biz insana geldik, insana bir şey söylemek için gönderildik derler ya. Geldiler anlattılar, söylediler ve gittiler. Giderken bize "sakın dediler sakın" bir birinizi unutmayın, bir birinize haksızlık yapmayın, birbirinize hainlik yapmayın, bir birinizi karanlıkta bırakmayın dediler demesine de, işte biz, ama biz duyanlardan olduk mu, bu denenleri?

Ama biz, biz onları dinleyenler olmadık, onları dinler gibi yaptık, ama dinlemedik. Adlarına sahip çıktık ama, öğretilerine sahip çıkmak işimize gelmedi. Sandık ki, her şeyi biz onlardan iyi biliyoruz, onlardan daha iyi anlıyoruz filan diye düşündük. Hatta öyle ki, kimi zamanlar onlara kızdık "Tanrı ile aramıza neden girdiler" diye.

Ve ondandır "çağımızda bazı adamları" o elçilerin yerine koyduk, yenilerini daha yakın bulduk kendimize. Çünkü yeniler işimize geldiği gibi konuştular bize. Bize hoşumuza gidecek sözler ettiler yeniler, yani bizin öne çıkardıklarımız.

Çünkü Allah'tan bize haber getiren elçiler, yani Tanrı dan, Tanrının buyruklarını bize anlatanlar, farklı insanlardı. Kendi söyledikleri her şeyi "yine kendileri" kendi hayatlarında uygulayan insanlardı. İçinde yaşadıkları topluma uygun yaşıyorlar, onlar gibi yiyorlar, onlar gibi giyiniyorlardı, ve onların oturduğu evler gibi evlerde oturuyorlardı.

Ya şimdikiler. Şimdikiler şehirlerin en lüks evlerinde, en pahalı evlerinde oturuyorlar, ve şehrin en zengin insanlarından olma yarışı içindeler, ve en pahalı arabalar onların şimdi.

Yani bir yerlerde bir yanlışlık var, eğer ölçümüz kitaba uygun bir ölçü olsun diyorsak.

Evet onlar, onların her biri başlarında Muhammed Mustafa olmak üzere çok güzel sözler edip gittiler bize. Bizi çok uyardılar, yanlışta ısrar etmeyelim, yolun sonunda cehennem olmasın diye.
Ama biz, biz ne yapıyoruz, çağımızın insanı ne yapıyor? Ne yapıyor çağımızın erkeği kadını sahi? Oğullarımız kızlarımız ne yapıyor? 
Bu soruların bir cevabı var mı, bizde?

Neden kendimizi kandırıyoruz ki? Her şey ortada, sadece laf çoğaltıyoruz, kalabalıklara söz iletiyoruz sadece. Birileri bizi iyi insan sansın diye "kirli yanlarımızı" saklamaya çalışıyoruz el-aleme karşı. Komşularımıza ve şehir ahalisine karşı "kirlenmiş yerlerimizi" saklamaya çalışıyoruz. Aslında biz bu değiliz, görünen yanımız bize ait değil.
Yeni sözler ettiğimizi sanıyoruz. İçinde dünya sevgisi, içinde dünya rengi olan sözler, eh hep birine benzeyen, ve ateş renginde.
Sanıyoruz ki, bu dünya bize kalacak, bu evler bu arabalar bu servet bu makam bu şöhret bize kalacak.
Kalmayacak, kimseye kalmayacak bu dünya. Sahibi sandığımız hiç bir şey bize ait değil, artık bunu anlayalım, ve bilelim.
Kalmayacağını söylediler bize, söylemesi gerekenler, ama biz sanki onları dinlemedik.
Dünyayı çok sevenler olarak "biz o söyleyenleri" dikkate almadık, alır gibi yaptık sadece.
Peygamberler söyledi "bu dünyanın" kimseye kalmayacağını. Ama dediğim gibi biz Peygamberleri dinlemedik. Gerçeksi bari olalım "Peygamberleri dinleseydik" şimdi böyle bir dünya da mı, yaşar olurdu insan.

Her yanımız savaş, her yanımız kan, her yanımız ölüm ile dolu, ve her yanımız çocuk çığlı ile dolu. Öyle değil mi, annelerin ağıtları arasında sabahların olmasını beklemiyor muyuz?

Kutsal kitapların her birinde bu anlatıldı bize fakat. Fakat olan oldu, yenildik kendi iç seslerimize. Çünkü içimizdeki ses bize hep "sen bir Tanrısın" dedi, sen herkesten güçlüsün, herkesten yakışıklısın filan dedi.

Dünya kendine kalacak sandı insan, ama kalmayacak.
Dünya kendini unutmaz sandı,ama unutacak.
Çünkü dünya herkesi unuttu. ve herkesi unutmaya devam edecek.
Vallahi başka sözüm yok. Artık sen bana bir şeyler söyle.
Sen bana yeni sözler et.
İçinde Musa olsun, içinde İbrahim olsun, içinde Nuh olsun, Adem olsun içinde.
Ve Muhammed. Hani "ben kurumuş et yiyen,ve onunla karnını doyuran bir kadının oğluyum" diyen Muhammed.
Binler, yüz binler selam olsun ONA.

Mehmet KAYA