BU NASIL BİR DÜNYA BÖYLE?

Aslında bu nasıl bir Müslümanlık, bu nasıl bir ümmet olma hali diye yazılmalıydı yazının başlığı. Ama böyle bir sorunun muhatabı kimler olacaktı? Kime, ve kimlere sormalı idik böyle bir soruyu?

Birer Müslüman birey olarak "ne kadar" gücümüz yetiyor yeryüzünde olan kötülüklere ses çıkarmaya,ve İslam ülkesi dediğimiz ülkeler de olan kötülüklere, zulümlere, ve karanlık işlerine zalimlerin?

Ne desek bir yararı yok işte. Canımızın yanmasından öteye "bir şey yapamadığımız" bir çok kötülük, bir çok zulüm var yeryüzünde, ve İslam coğrafyasında. 

Aslında bu "İslam coğrafyası" sözü benim fena canımı acıtıyor. Ne zaman İslam coğrafyası sözü duysam birinin ağzından ölüm, ve savaş düşüyor aklıma. Öldürülmüş çocuklar, evlerinden yurtlarından edilmiş insanlar düşüyor aklıma.

Zira böyle bir coğrafya yok önümüzde, sadece halkların İslamca yaşamak için gösterdiği gayretler var.


Anlaşılsın diye, der ve sorarsak "mesela" Suudi Arabistan bir İslam ülkesi midir sizce? Mesela Suriye, mesela Mısır, mesele körfez ülkeleri, ya da Irak bir İslam ülkesi midir sahi? Nasıl bir İslamdan söz edilir oralarda? 

Ne çok zorda kalıyor insan bazı şeyleri anlatmak için. 

Hani diyorum "şu batılı kafirleri" suçlamaktan öteye geçsek de, kendimizi bir sorgulasak kendilerine ne bir sorsa bu ülkelerin halkları" biz böyle nasıl bir Müslümanlık yaşıyoruz diye. 

Ama bir türlü kendi ile yüzleşmeye yanaşmıyor Müslümanlar, Müslüman halklar. Çünkü korkuyorlar gerçekler ile yüzleşmekten.

Sözü kendi ülkemize getirmek istemiyorum, getirirsek fena acır bir yanımız "eğer İslam diye" bir derdimiz varsa? En azından ben acır sanıyorum, zira sandığımız kadar  merhamet sahibi değildir kimi gerçekler.

Bu gün yazımı uzun etmeyeceğim. 

Dün okunan cuma hutbesine getirmek istiyorum sözlerimi. Sanırım ülkenin her yerindeki camilerde aynı hutbe okundu ahaliye. Hutbede Halep'ten, Halep'in içinde bulunduğu manzaradan, Halep halkından söz edildi. 

Halep'in kafirler tarafından "nasıl yakılıp yıkıldığı anlatıldı" ve Halep için yardım talep edildi cemaatten, iyi de yapıldı, yapılması gerekti.

Çünkü insan olmak bunun böyle olmasını ister. Bütün kutsal metinler böyle yardımların öneminden söz ederler, ve Peygamberlerin söyledikleri her sözün içinde bunlar vardır, ama. 

Ama  mesela, buna benzer bir Hutbe de İran da da, okunduysa, onlar da ahaliden yardım talep ettilerse  "acaba onlar nasıl anlattılar" bu olayı? Mesela Halep'i kimin yakıp yıktığını söylediler? Onlar da, Kafirler Halep'i yaktılar yıktılar harap ettiler dedilerse  ise, kafir olan kim mesela?

Hani bu savaşta İran bir yanda, Türkiye başka bir yanda ya. İran Ruslar ile iş birliği içindeyken, Türkiye batılı müttefikleriyle Amerika ile aynı safta ya. 

O zaman  kafir olan kim, kafirler ile iş birliği yapanlar kimler? Kafirle iş birliği yapmak bir kafirlik değilse, bunun adı nedir?

Böyle sorularımız olmasın mı? Olmayacak sa, neden olmasın?

Bize göre, ümmet denen topluma göre "İran Müslüman bir ülke ise, Türkiye Müslüman bir ülke ise, ki öyledir" biz haklar bunu nasıl anlatacağız bir birimize.

Ölen, öldürülen çocuklara nasıl anlatacağız, başka çocuklarına dünyanın? Nasıl anlatacağız öldürülen, kadınları, öldürülen anneleri başka kadınlarına, başka annelerine dünyanın?

Dünya insanlığı "dönüp bize sorsa, sizler  nasıl Müslüman  insanlarsınız?" diye, cevabımız ne olur?  Yarın tarih nasıl yazacak bu kanlı savaşı?

Buralara takılmayalım mı, ne yapalım o zaman? Sormayalım mı "ey millet" bu zulmün kaynağı nedir diye?

Elbette zor bazı şeyleri anlatmak. Ama madem Müslüman halklarız, madem ümmetin birer parçasıyız "önder dediklerimiz, siyasetçiler, din adına söz sahibi olanlar" neden bir gayretin içinde değiller bu savaşlar bitsin diye?

Diyeceğimizi diyelim. Zalimler her zaman kazanmaya devam ediyorlar, ve yoksullar ölmeye. Nasıl olsa Halep'te zengin olanlar Halep'i çoktan terk edip  kaçmışlardır. Olanlar her daim yoksullara oluyor.

Kimileri bu soruları saçma bulsa da, sormamız gerek ti, bu soruları. En azından acılarımız adına sormamız gerekti, ve ölen çocuklar adına.

Mehmet KAYA