NAMAZ…ÇOK NAMAZ…ELBETTE NAMAZ.

Kimi yazılarımızda “şu çok konuşanları, çok vaaz edenleri, çok hutbe okuyanları, çok sohbet verenleri, televizyon hocalarını” kendilerini çok dindar sananları, ve dini yalnız kendilerinin anladığını sananları “anlatmak adına, onlara birkaç söz etmek adına ya da” zaman-zaman “dedik ki”  adamlar durmadan namazdan söz ediyorlar, çok  namazdan söz ediyorlar, hep namazdan söz ediyorlar, ve haçtan umreye gitmekten söz ediyorlar.

Ve yine  “dedik ki” bunların başka sözü yok mu, insanlara söylenecek anlatılacak başka bir konu yok mu?” diye de, sorduk kimi zamanlarda.

Ve ekleyerek dedik ki “Kuranın binlerce ayetinde binlerce konu, binlerce mevzu var” bize anlatılan, anlatılmak istenen, bizim bilmemiz gereken. Onlar neden anlatılmaz, onlardan neden söz edilmez dedik bazı zamanlarda.

Mesela yardımlaşma konusu, mesela paylaşma konusu, yoksullar ile, yetimler ile, kimsesizler ile, ihtiyaç  sahibi kimseler ile, dul kalmış kadınlar ile “yetim ve kimsesiz kalmış kızların” evlenmeleriyle ilgili, cami ve mescitlerin konumu ile ilgili, haksız mal biriktirmenin servet  edinmenin konusu ile ilgili.

Mesela karaborsacılıkla, hileli mal satmakla ilgili  “ayrı-ayrı- ayetler olduğu halde” neden bunları gündeme getirmezler derken “namazdan öteye  bir şeyden söz etmiyorlar derken” ve onlara “neden namaz dışında başka bir konudan söz  etmiyorsunuz?” deyişlerimizin yanlış anlamalara sebep olabileceği aklımıza düştü. Kimseyi günaha sokmayalım diye “bu gün” yazımızın konusu namaz üstüne.

Öncelikle “namazsız” kul olunmaz, namazsız iman olmaz, namazsız hayat olmaz, namazsız ibadet ve dua olmaz. Yani insanının hayatı namazsız olmaz. Namaz bizim sevdamızdır. Her vakit namaz sevgili ile konuşma iznidir. Ona “işte ben geldim Rabbim” deme halidir.

İLLA  NAMAZ, ÇOK  NAMAZ, HEP NAMAZ.

Böyle ayarlanmalı insanın hayatı. Bütün hayatımız namaza ayarlı olmalı aslında. Namaz yoksa hiçbir şeyin olmadığına inanmalıyız. Namazsız iman da olmaz, namazsız kalp olmaz, namazsız  evde  olmaz.

Ama “ve lakin” işte tam  burası:

Burasına çok iyi dikkat etmeli insan. Zira hem kitapta, hem Peygamberin sözlerinde denir ki  namaz “namaz insanı bütün kötülüklerden alıkoyar, bütün günahlardan uzaklaştırır, bütün gayri meşru işlerden eylemlerden uzak kılar insanı” yalan söylemesini, zina işlemesini, kötü şeyler düşünmesini engeller” namaz, gerçekten namaz olmuşsa.

İnsanın merhametsiz oluşunu, insafsız oluşunu, acımasız oluşunu  “engeller” gerçekten kılınan namaz.

Böyle diyor kitap, Peygamber öyle diyor.

Namaz insanı merhametli eyler.

İnsaflı eyler.

Şefkatli eyler.

Yardım sever eyler.

Ekmeğini paylaşandır “gerçek namaz kılan” bir insan.

Yoksulun elinden tutandır

Yetimi sahiplenendir.

Kimsesizlere, sahipsiz kalmış yaşlı kadınlara, yaşlı erkeklere sahip çıkandır namaz kılan insan.

Ümmetin “hatta insanlığın” sıkıntılarını dertlerini “kendisine” dert edinendir.

Evsiz insanları dert edinendir.

Evi  Kabe’ye benzer “gerçek namaz kılan” bir insanın.

Yüreği hep merhamet doludur. Bir daldan bir kuş uçursa “üzülen adamdır” namaz kılan adam.

Yani merhamet yüklü, insaf yüklü, iyilik yüklü “sözünde” iyilik olandır “gerçek” namaz kılan insan.

Kendiyle hesaplaşandır.

Yoksa “bunlara sahip olamamışsa” işte o zaman maun suresi gire devreye. Hani orada denir ya “yazıklar olsun o namaz kılanlara” Allah korusun. İşte o zaman yazık insana.

Şimdi başa döner “ve biraz gerçekçi olursak” bu gün insanın “yani hepimizin” namazla bir sorunu var. Zira hem namaz kılıyor “hem de” faiz yiyor yeni Müslüman. Hem namaz kılıyor “hem de” zina ediyor, içki içiyor, haram yiyor. Ve “en acısı” bunlara bir neden, bir sebep buluyor kendince.

Gelin namazlarımızı bir daha gözden geçirelim. Gelin hesap gününün büyüklüğünü bir daha hatırlayalım.

Ve bilelim “çağımızda” Müslüman kendini kandırır hale düşmüştür. Kendine bile yalan söyler hale gelmiştir. Bunu demeye çalışıyoruz sadece.

Mehmet  KAYA