KUTLU DOĞUM HAFTASI ÜSTÜNE.

Kimi kereler derim ya hani “bu belalı bir yazıdır” diye. Evet, yine anlaşılması “ya da anlatılması” bir zor yazı olacak, ama yazılması gerekli. Söylenmesi gerekli söylenmesi gerekenler. Yoksa bu gidişin sonu, bu anlayışın sonu asla hayra alamet değil, ve gidişle aziz İslam’ın şehrine varılmaz.

Kimileri “bu da” nerden çıktı derken “bel ki kimileri” evet doğru söylüyorsun diyebilecektir.  Ama ben birilerine yaranmak, birilerinin hatırı için, veya “aferin almak adına” söz etmiyorum bunları.

Ve kimsenin ağzına sakız olmak, sakız vermek te değil niyetim, hele bu günlerde. Kimin ne yaptığı, ne söylediği, neyi istediği belli olmayan  can sıkıcı  günlerde.

Tamam kardeşim diyoruz “tamam” daha ne diyelim? Tamam “her şeyinize her sözünüze tamam” tamam anladık en imanlısı sizsiniz bu ülkenin, en bilgini de sizsiniz buna da tamam.

 Ama, ve lakin  bir soru sormamıza, sorgulamamıza da  müsaade edin. Müsaade edin bizim de söyleyeceklerimiz olsun yaptıklarınız hakkında. Sözlerinize karşılık sözümüz olsun.

Siz değil misiniz “ bu camilerin kürsülerinden, minberlerinden, veya kimi sohbet ortamlarında” yaş günü, veya doğum günü “adı ne olursa olsun” kutlamanın doğru olmadığını söyleyen, hatta günah olduğunu söyleyen, bir Hıristiyan geleneği olduğunu söyleyen. Söylemediniz mi, yazmadınız mı, vaazlarınıza konu etmediniz mi?

O zaman “hangi gerekçe ile Allah’ın aziz elçisini “bu anlamsız işlerinize” bu manasız davranışlarınıza alet ediyorsunuz?

Ya da şöyle soralım bu soruyu kendimize. Soralım “ama” altında bir hinlik aramayın bu sorunun? Ne olacak ahali de bilsin ve görsün bazı şeyleri. Mesela Peygamberin sağlığında böyle bir kutlama olmuş mu?

Peygamberimiz “bir kere bile olsun” bu işlerden söz etmiş mi? Ey ahali, ey ashabım, ya da ey hane halkım! yarın benim doğum günüm demiş mi, sizin yaptığınız gibi yapmış mı?

Bir daha yenileyelim soruyu “Mesela Hazreti Ebu-Bekir döneminde böyle kutlamalar olmuş mu, ya da hazreti Ömer döneminde? Hazreti Osman kutlamış mı, Peygamberin damadı Hazreti Ali kutlamış mı mesela?

Yenilersek soruyu “Mezhep imamlarının bu konuda söylediği bir şey var mı, bir görüşleri veya ümmete bir tavsiyeleri var mı?

Olmadığına göre “o zaman biz dersek” ey efendiler bunları nereden çıkarıyorsunuz, bunları İslam’ın neresine koyuyorsunuz, deyince “neden” canınız sıkılıyor ki? Neden bizi fitne çıkarmakla suçlamayı seçiyorsunuz mesela?

Bir daha ve tekrar bir soru:

Hem  O Peygamberin ümmetinin yarısının aç, yarısının sefalet içinde olduğu, başka bir yarısının evinden yurdundan edildiği, vatanından edildiği, sürgün yediği bir  dönemde “yapılmak istenen nedir” sizce. Bu ümmeti avutmak, hatta uyutmaktan başka nedir?

Daha ötesi “siz bu harcadığınız paraları, bu ilanları, bu yemekleri, ve bu dağıttığınız gülleri” kendi cebinizden mi  harcıyorsunuz, yoksa  hazineden mi? Yani beytül maldan mı?

Bu harcamalar şahsınıza ait değilse, ve ümmetin parasından harcıyorsanız “bu ümmetin içinde” bu kadar aç insan varken, bu kadar yoksul insan varken, bu kadar evsiz yurtsuz insan varken “bunu nasıl yapıyorsunuz” sahi?

Hangi kılıfa uyduruyorsunuz? Muhammed Mustafa çıkıp gelse bu yapılanları onaylar mı sizce?  O Peygamber ki “ümmeti gibi yaşayan, onlar gibi yiyen, onlar gibi giyen, onlar aç kalınca aç kalan” bir insandı. Öyle değil miydi? Sahi sizin böyle bir derdiniz var mı?  Hayır, hayır “bu günler olmasın demiyorum” diyorum ki “neden O peygamberin hayatında olduğu gibi neden bir yetim yok hayatınızda. Diyorum ki “sözlerin içi boşsa” gidilen her yolun sonu da boştur. Gelin kandırmayalım kendimizi. Bir birimizi kandırmayalım. Yazık etmeyelim bu ümmete. Yine çok mu oldum? Eh ne yaparsınız olunması gerekli kimi zamanlar.

Ve sen EY NEBİ! Bir gel de bak, ne hallere düştük biz. Ne çok eksildik gel de gör. Binler selam sana EY NEBİ-BİNLER SELAM…

Mehmet  KAYA