12 Şubat Cuma günü camilerde imamlar tarafında bir hutbe okundu. O hutbe okunsa mıydı,yoksa okunmasa mıydı net bir fikrim yok doğrusu. Zira o hutbeden sonra ortaya çıkan kavgaları, fitne ateşini gördükten sonra “daha bir tereddüde düştüm” ne diyeceğim, ne söyleyeceğim konusunda. Daha sonradan öğrendik ki “Türkiye genelinde” bütün camilerde okutulmuş olan bu hutbe “Türkiyeli Müslümanları” ikiye, hatta “daha çok” parçalara bölmeye yetmiş. Şimdilerde karşılıklı Kılınçlar çekilmiş halde siperde bekliyorlar her biri. Bir birini dinsizlikle, yalancılıkla üç kağıtçılık yapmakla, yalan bilgi vermek suçluyorlar, çoğu kişiler karşılıklı.
Yani bizzat Diyanet işleri başkanlığı “din işleri genel müdürlüğü tarafından hazırlanan bir hutbe” ülke ahalisini ikiye bölmeye, ve ümmetin arasına yeni bir nifak sokmaya yetmiş, ve insanların bir birine hakaret etmesinden, bir birine sövmesinden, bir birini aşağılamasından başka bir işe yaramamış.
Nasıl ama bir beceri ama?
Ve ne yazık günümüz Müslüman’ı, bu konularda “hiçbir şey bilmediği halde” kendini o kadar çok şey bildiğini sanıyor ki, durmadan yazıyorlar konuşuyorlar, fikir beyan ediyorlar.
Şimdilerde herkes Allah’ın dini üstüne, Muhammed Mustafa’nın hadisler üstüne ahkam kesmeyi, söz etmeyi bir marifet sanıyor. Herkes bilgiçlik taslamada din üstüne.
Soruyorum ve diyorum, madem bu kadar dini bilen, ve yaşayan “bir topluluktu da” neden bu hale geldi bu sokaklar. Neden toklar kadar açlar var yaşadığımız kentlerin sokaklarında sahi?
Hayatında iki kitap okumayan, ve bunu lüzumsuz gören “belki de evinin duvarında asılı takvim yaprağından başka” eli bir kitap sayfasına değmeyen adamların “bir çoğu” kendini yetkili sanıyor din adına yazıp konuşmaya. Bu ne iştir böyle sahi? Nasıl olsa söz etmek parayla değil, bir bedel istenmiyor boş konuşmanın karşılığı olarak.
Farkında mısınız bilmem “sosyal medya” kaynıyor bu konu üstüne. Herkes din alimi, herkes hadis bilgini sanki.
Kendilerine Müslüman denen adamların her biri “karşılıklı” bir birini suçlayıp duruyorlar. Suçlamakla kalmıyorlar “en ağır küfürleri, en kötü hakaretleri” ediyorlar bir birlerine. Sanırsınız ki bu insanların dinden başka dertleri yok. Ve bütün dertleri din ve İslam.
Oysa yeni dünyanın yaşayanları olan Müslümanların “pek çoğunun” böyle bir derdi yok. Onlar yeni binalar inşa etme derdinde, yeni evlerde oturma, yeni arabalara binme derdinde şimdiki zamanda.
Yani günümüzde din, iman ve Müslüman’ca yaşama düşüncesi “insanın” önceliği değil. Öncelikli gördükleri kimi şeyler de dinin aslı değil. Ama bunu kabul ettirmek hiçte kolay değil şimdilerde Müslümanlara, hatta kendi kendimize.
Günümüzde din insanların en son sahiplendikleri bir değer. Ve artık yeni dünya da dine, dinin buyruklarına çok yer yok, buna kendini Müslüman sanan insanlarda dahil. İnsan’ın hayatının bütününü kaplamayan inanç sistemi “yine insanı” tam iman etmiş kılmaz.
Okunan o hutbe nedeniyle bir kere daha anladık ki “dinimiz İslam konusunda” net bilgilere sahip değiliz. Ve aslında günümüz insanın böyle bir derdi de yok aslında. Bakmayın kimilerinin bu kavgaya dahil olduklarına. Taraf olmak insanın hoşuna gidiyor, ya da başkalarını suçlamak.
Neydi o hutbenin ana konusu.
Aktarayım.
Hutbenin vermeye çalıştığı bilgiye göre “yine ümmetin içinden kimi kişiler” İslam’ı anlamak, ve yaşamak için bize Kuran yeter diyorlarmış, ve bunların yanlış yolda oldukları anlatılmış sözde.
Böyle kişiler var mı, evet var. Ama bunlar çok-ama çok azınlıkta. Bunları açığa çıkarmak adına ahaliye böyle bir hutbe okumanın anlamı yok. Olmadığı da anlaşıldı, yeni bir fitne ye neden olundu, sanki başka dertlerimiz yokmuş gibi.
“Sakın sizden birinizi emrettiğim veya yasakladığım bir konu kendisine iletildiğinde, köşesine yaslanmış olarak cahilce “Biz Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız; hadis tanımayız!” derken bulunmayın” diye aktarılan bu hadisin sahih olup olmaması konusunda başladı bütün kavga. Ve herkes kendince sahiplendi hadise. Herkes kendince yorum yaptı. Ümmetin geleceğine ne kadar zarar verdiklerini bile düşünmediler bunların hiç biri, kendilerini haklı çıkarmak adına.
Son bir not: Bu hadisin sahih olmadığına dair sayın Diyanet işleri başkanının önceki kitaplarında kayıtlar varmış.
Allah Müslümanlara çok yardım etsin. Yolumuzdaki engelleri kaldırsın. Ve hepime basiret ihsan etsin. Selam ile…İyilik içinde kalınız.
Mehmet KAYA