BU NE İŞTİR BÖYLE?

Böyle sorulara muhatap olmak canını sıkıyor mahallemizde oturan kimilerinin. Kimileri hiç soru duymak istemiyorlar din adına bile olsa, ya da insan adına. Ve bu arkadaşlar  “kendileri nasıl biliyorsa” nasıl düşünüyorlarsa kendileri, öyle yapmak istiyorlar, yaptıkları işlerin her birini. Kendi sözleri geçerli olsun istiyorlar Allah’ın dini üstünde “sözleri” yalan bile olsa, veya yanlış bile olsa sözleri.

İlle de “bizim söylediklerimiz” doğru demek istiyorlar hayatın her alanında başka insanlara. Kendilerini seçilmiş sanıyorlar, utanmıyorlar “ettikleri her söz için” para alıyorlar, almaları gereken yerden, devletten para alıyorlar.

Orospuluk yapmak zorunda bırakılan kadınların vergisinden para alıyorlar ahaliye söz etmek için, din anlatmak için ya da. Ve sonra kalkıp “helal kazançtan” söz ediyorlar. Gelin buraya bir “NEYSE” notu düşelim. Neyse “yeni dünya düzeni” böyle galiba? Yeni dünya düzeni zalim, yeni dünya düzeni hırsızların sığınağı, ve  çok karanlık yeni dünya düzeni.

Mesela “din alanında” en çok onlar konuşuyorlar, onlar hep kendilerini bilenlerden sanıyorlar, ve “mutlak doğru sanıyorlar” söyledikleri her şeyi.

Kendilerine vahiy geliyor gibi direniyorlar yanlışlarında bile. Yoksullardan para talep edip cami inşa etmeyi hayır sanıyorlar, ama kendileri bu hayra hiç ortak olmuyorlar.

Ne yazık ki “bu çok konuşanlar, kendilerini ahalinin önünde sananlar, yazanlar çizenler ahaliye nasihat edenler, vaaz edenler hutbe okuyanlar “bütün bunları yaparken” kendi hayatlarına “söylediklerini” almak istemiyorlar, kendi hayatları sözlerine uygun olsun istemiyorlar. Kitap  diye  bir dertleri yok  çoklarının, veya İslam diye. Helal ve haram sınırlarını kendileri ayarlıyorlar “yine kendilerine göre” ve inanıyor  gibi yapıyorlar bütün bunlara. Ne  çok  kandırıyor insan kendini. İnsan ne çok kötü tutundu “günümüzde” dünyaya.

Aslında bu yazı böyle bitmeyecekti. Daha başka sorularımız vardı yine kimilerine. Ama uzun etmemek adına “kısadan keserek” araya bir soru sıkıştıralım. Hani “şimdiki zamanda” bize vaaz eden vaiz hocaları, namaz kıldıran imam arkadaşlar, hutbe okuyanlar, ezan okuyanlar “bunların karşılığını dünyalık olarak daha çok almak adına” sendikalaşıp devletle pazarlık yapıyorlar ya. Daha güzel namaz kıldırmak adına, daha çok vakit  ayırmak adına din  işlerine. Din işleri “ne karanlık” bir söz.

Daha güzel vaaz etmek adına, daha çok hizmet vermek adına, ezanı vaktinde okumak adına “hani devletle” pazarlığa oturuluyor ya, yeni ve daha çok haklar talep ediliyor ya.  Bu günlük sorumuz olsun onlara, sorumuz olsun kentin müftüsüne “sahi siz” bu davranışları, bu pazarlıkları İslam’ın neresine yerleştiriyorsunuz? Bu davranışı “kitabın anlattığı” dinin neresine koyuyorsunuz?

Birileri yazık ediyor bu ahaliye. Birileri dinin kolunu kanadını budamaktan korkmuyor.

ALLAH’IM SEN BİZE YARDIM ET. ELİMİZDEN TUT BİZİM

Yoksa  “biz daha çok yenileceğiz” bu karanlığa.

Mehmet KAYA

Ve bilinen bir gerçektir ki “sözleri ile kalpleri aynı olmayanlar, aynı dili konuşmayanlar, aynı derdi taşımayanlar, aynı sevdaya baş koymayanlar” çevresinde toplanan insanları kandırmaya çalışan, hatta  kandıran kişilerdir.

Ve İslam bunları ikaz eder “kendi yapmadığınız” şeyleri niçin söylüyorsunuz diye.

Keşke yazanlar çizenler, sözle irşat yapmaya kalanlar, camilerde vaaz edenleri hutbe okuyanlar “kendi söylediklerini” yapan kişiler olsaydı da “bu kadar karanlıkta kalmasaydı” ülkenin çocukları. 

Söylediklerimize kimsenin canı sıkılmasın “bu gün bu Ülkenin gerçeği bu” ülkenin yeni sözcüleri, sokakların yeni sözcüleri, camilerin yeni sözcüleri, tarikat ve cemaatlerin yeni sözcüleri siyaset dünyasının yeni sözcüleri “sözü ettikleri zaman dilimi kadar” sözlerinin peşinde gidiyorlar.

Son asırda bu ülkenin kaderi bu. Sözlerini kalplerine yerleştirmeyen kişiler yüzünden “ülkenin bu kadar yangın yeri olması” veya bu kadar kavga eder olması.

  hatırlıyorlar, bundandır bu gün bu ülkenin yangın yeri gibi olması. Yani dini azaltanların, İslam’ın kolunu kanadını budayanların “yine” söz söylemeye yine ahkam kesmeye devam etmelerindendir.Ve bir daha diyoruz “efendiler bu ne iştir” bu nasıl bir düzendir böyle. Bu ne utanmazlık ne arlanmaz bir tavırdır. Ve siz bu ahaliyi ne sanıyorsunuz, hangi gözle bakıyor.