AHMET HAKAN.

Bilenler bilir Ahmet Hakan bizim mahalleden öteki mahalleye giden tiplerden. Babasının müftü olduğu söylenen bu kirli sakallı “ne babasına aldırmış ne de daha önce ekmeğini yediği Müslümanların üzüleceğine” yapacağını yapmış başını alıp öteki mahalleye transfer olmuş, Hürriyet gazetesinin yolunu tutmuş “ve söylendiğine göre” barların en itibarlı müşterileri arasında olmayı becermiştir. Yine söylenir ki, evinden sonra barlarda ağırlarmış sevgililerini. Hem de en kuytu köşelerinde barların, yanındaki kadınlar ürkmesin diye.

Aslında bu Ahmet oğlumuz  bizim mahallede oturuyorken de, kendince hesapları olan, yaptığı programlarda “daha çok” ve daha sık karşı mahallenin kişilerine  selam yollayan, ve böylece  “kendini pazarlama konusunda” hayli becerikli bir delikanlı idi o günlerde hep.

Adını Erbakan Hocanın damadı olacak dedi kodu-suna bulaştıracak kadar mahirdi o zamanlar da bu delikanlı. Ama olmadı, büyük bir bilge olan Erbakan Hoca olacakları sezmiştir herhalde.

Kanal yedide bulunduğu zaman içinde hayli dünyalık edindiği söylenir günahı kendi boynuna. En azından “o dönem içinde” kendine daha değişik çevreler edinerek, kimi hatırlı adamlarla tanışarak, kendini çok iyi pazarlamayı bildi ki, Aydın Doğanın gazetesi olan Hürriyet gazetesinin en görünür köşesine yerleşmeyi becerebildi.

 Ya da bilinmeyen bir güç  onun “artık  orda” olmasına, Hürriyet yazmasına karar verdi, çok net biliyor değilim.  Ama gelen işaretler bunun böyle olduğunu, bir çok gazeteci gibi “Ahmet Hakanın” üstünde de bir çok elin olduğu, kimi batılılarla, ve batılı istihbarat örgütleriyle çalışması gerektiği konusunda kimilerince derin çalışmalar yapıldığı hep söylenir. Bu büyük çalışma ve karardan sonra Ahmet Hakan Hürriyet gazetesinin en ünlü yazarı haline gelmiş, veya getirilmiş, ben nerden bile bilirim bunca şeytanın hangi hesap peşinde olduğunu?

 Herkes bilir mi, bilmez mi bilmiyorum. Bilmeyenler için söyleyelim Hürriyet gazetesi mevcut  Kemalist rejimin resmi yayın organıdır  bu ülkede, ve ona dokunmaya kimsenin gücü yetmez. Bakmayın siz Aydın Doğanın öyle “biz yalnız gazetecilik yaparız” dediğine. Yine bakmayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Hürriyet gazetesine ve sahibi olan Aydın Doğan ile kavgalı gibi olduğuna. Sayın Erdoğan da bilir ki “bu gazete nice başlar yemiştir” bu ülkenin evlatlarından.

Bunun böyle olduğunu herkes görecekti bu gazetenin yarım asırdır attığı manşetlere bakarsa. Bu gazetedir yirmi sekiz şubat için “bin yıl sürecek” diye manşet atan. Bu gazetedir Tayyip Erdoğan hapse girdiği zaman “artık muhtar bile olamaz” diye sevinç çığlığı atan. Ve yine bu gazetedir merhum Özal için  “bu adam yargılanmalı” diye yine manşet atan, hem de Özal Cumhurbaşkanı iken. Kısacası bu gazete  bir cehennem kuyusudur Türk insanı için, özelliklede Müslümanlar için.

Zira Hürriyet gazetesi bu ülkede gazeteciliğin dışında her işi yapan bir yayın organıdır.  Ve bunun böyle olduğunu bütün dünya bilir, batılılar Amerikalılar bilirler. İşlediği her suçtan sonra kendini temize çıkarmaya çok mahirdir. Birkaç yıl önce sanatçı Ahmet kayaya, sırf Kürt oluşundan dolayı “vay şerefsiz vay” diye başlık atan bu gazete, farkındaysanız şimdilerde en çok Kürt milletvekilleri tarafından savunulmakta, ve  oda  onları savunmakta. Yani bu konuda müthiş bir iş birliği var aralarında.

Ve bu ülkede kaç gazeteci, kaç yazar, kaç televizyoncu varsa “bu millete, ve milletin değerlerine küfür eden” her biri Hürriyet okulundan mezun olmuştur. Uğur Dündar, Emin Çölaşan, Yılmaz öz dil ve daha yüzlercesi bu okulun mezunudur, ve Ahmet hakan bunların boşalttığı yeri doldurmak için oraya gönderilen bir piyondur bana göre.

Ve işte bu Ahmet Hakan evinin önünde birkaç serseri tarafından dövüldü. Hemen not düşelim ki bu çok  çirkin bir olaydır, ve alçakça bir davranıştır. Yani bizim Ahmet Hakan koyduğumuz mesafe onu düvenleri onaylayacağımız anlamına gelmez. Bu çok çirkin bir davranış  şeklidir, ve herkes gibi bende geçmiş olsun derim kendine.

Ama bu dayak olayından sonra “Sanki ülke ayağa kalktı, batı basını ayağa kalktı, bütün siyasiler ayağa kalktı” ve Ahmet Hakana geçmiş olsun sırasına girdiler, ve  olayın olmaması gerektiğini söylediler, iyi de yaptılar.

Ama bu gazetenin “on yıllardır” bu ülkenin insanına yaptığı kötülüğü kimse dile getirmedi, Müslümanlara ettiği küfrü dile getirmedi, yirmi sekiz şubattaki zulmünden söz etmedi, baş örtülü kızlarla alay geçmesini dile getirmedi. Anladı ki, biz hala bu ülkenin üçüncü sınıf vatandaşıyız. Yine sen kazandın  Ahmet Hakan, yine yaptın yapacağını, yine iyi pazarladın kendini.

                                                                                                                                Mehmet  KAYA