NEREDE DURDUĞUMUZ NE FARK EDER.

Kendimizi kandırmayalım, zaten öyle görünmekle bir şey değişmiyor dünya da. Yaşadığımız ülkede de, yaşadığımız şehirlerde de, bir şey değişmiyor. Tamam ezanlar okunuyor, cuma günleri camiler dolar gibi oluyor ama. Ama sokaklarımızda değişen bir şey yok, evlerimizde değişen bir şey yok. Soralım kendimize, var mı? Dünden daha mı, insan yüzü var sokaklarda?

Ve yine bir kısmımız fena tok, bir kısmımız  fena aç. Yine bir kısmımız pahalı giyimler ile dolaşırken, başka bir kısmımızın vay haine. Yine on binlerce insan sefalet içinde, ve biz bunların varlığını bilmek istemiyoruz. Hatta kimilerini rahatsız ediyor onların varlıkları "o insanları" evlerinde iş yerlerinde  bir köle gibi kullanmaya çalıştıkları halde, onların varlığından rahatsız olan efendiler var, hanım efendiler var.

Ve en acısı "durduğumuz yerin" aydınlık bir yer olduğunu sanıyoruz çoğumuz. Çoğumuz durduğumuz yerin, yaptığımız kimi iyi işlerin "bizi alıp" cennete götüreceğini sanıyoruz. Oysa yine çoğumuz bilmiyoruz, neyin iyi neyin kötü olduğunu. Aslında Allah'ın iyi dediklerine talip olmak işimize gelmiyor. Peygamberin iyi dediklerine talip olmak işimize gelmiyor. Çok işimize gelmiyor Kurana tabi olarak yaşamak. Sahi kaç kişi tanıyorsunuz, bu konuda endişesi olan?

Eğer Allah'a ve Peygambere kulak verenler olsaydık "bu kadar" rahat olabilir miydik hiç? Bu kadar lüks içinde, tantana içinde, gösteriş içinde, israf içinde, yaşayabilir miydik "İslam milletinin" yarısı bu kadar sefalet içindeyken?
Bu kadar evsiz, barınaksız insan varken yanı başımızda.

Bu kadar sefalet içindeyken, açlık içindeyken kimi  çocuklar. Çocuklar diyorum, kimi çocuklar aç diyorum, kimi çocukların ayakları çıplak diyorum, gidecek yerleri yok diyorum. Çocuklar ölüyor diyorum, çocuklar savaşlarda ölüyor, çocuklar beton yığınlarının altında kalarak ölüyor diyorum, çocukları öldürüyorlar diyorum. 
Bu çocuklar bizim çocuklarımız, bu çocuklar kardeşlerimizin çocukları diyorum "eğer biz Müslüman adamlar sak, eğer biz Müslüman kadınlar sak" bu nasıl bir vicdan diyorum sadece.
 Denmiyor mu, bize "ey iman edenler, sizler bir kardeşler topluluğusunuz" diye?
Duymayalım mı, bu sesi?

Yani bir yanımız yok bizim şimdilerde, bir yanımız aç, bir yanımız eksik ilahi fermana göre? Bir yaşıyor gibi, öteki yanımız cehennem gibi.

Yapabileceğimiz bir şey mi yok, öyle mi düşünüyor sun? Merhametin vicdanın "merhametin vicdanın" en azından bazı şeylere müsaade etmemeli, öyle değil mi? Yoksa ben mi, abartıyorum kimi şeyleri?
Mesela bu kadar çok yiyecek bulunmamalı sofranda "arka sokaklarda" kimi aç insanlar varken, akşamları kimi anneler çöplerden yiyecek toplarken. 
Biliyor musun, onların hakkı olduğunu söyler bize kitap. Ellerinizde topladığınız mallarda "yoksulların, miskinlerin hakkı olduğunu" söyler yani.
İnanırsın, inanmazsın onu bilmem. Eğer bunları bilmiyorum diyorsan, git şehrin müftüsüne sor.

Hani durduğun yer dedim ya. Şimdilerde nerede, kimin yanında, kimin safında duruyor olursak olalım kaybedenlerden olduk. Hepimiz kaybedenlerden olduk şimdilerde.
Çünkü nerede durursak duralım "bir şey yapmadığımız müddetçe, bir sözümüz olmadığı müddetçe insanlığa, artık yeter demediğimiz müddetçe haksızlıklara"  değişen bir şey olmuyor, görmüyor musun?

Değişen bir şey olmuyor cuma günü camiye gitmekle, hutbeyi dinlemekle, veya vaazı dinlemekle. Gazetelerin köşe yazarlarının da söylediği bir şey yok, ve onlarında umurlarında değil bu savaşlar, bu ölümler, insanların ölüme sürülmeleri.
Bakın "yine birileri" çocukları öldürmeyi başarıyorlar Suriye de, veya daha başka İslam ülkelerinde, ya da dünyanın kimi yerlerinde.
Yine binlerce insan sürgün yiyor dünyanın gözü önününde, gözü önünde birleşmiş milletler denen kafirler toluluğunun.
Sonunda seyircisiyiz bu ölümlerin, sonunda ne tarafta durduğumuz fark etmiyor. Fark etmiyor adımızın Ahmet Ali olması, Ayşe olması Elif olması. Veya ülkemizin İran Türkiye olması, ya da Suudi Arabistan. 
En yakınımızda insanlar ölüyor, babalar ölüyor, anneler ölüyor, ve çocuklar ölüyor beton yığınlarının altında. Topraklarımız ölüyor, ağaçlarımız ölüyor, insanlığımız ve vicdanlarımız ölüyor.
Ve biz İslam ahalisi kendimizi aklamaya çalışıyoruz, yine kendimizce. Ama yok böyle bir şey, böyle bir aklanma, böyle bir saklanma yok, her birimiz sorumluyuz olanlardan. 

Değil miyiz?
Bize ne mi?
Yapacağımız bir şey mi, yok.
O zaman duymadın, okumadın yazılıp söylenenleri. Daha ne diyeyim?

Mehmet KAYA