DEMEK Kİ, SANDIĞIMIZ KADAR İYİ ŞEYLER OLMUYOR BU ÜLKEDE.

DEMEK Kİ, SANDIĞIMIZ KADAR İYİ ŞEYLER OLMUYOR BU ÜLKEDE.


Muradım kimseye laf etmek değil, ve birilerini haksız yere eleştirmek de, değil. Ülke ahalisi olarak sanıyorduk ki, bu ülkede bir çok şey değişti, ve her şey daha  iyiye gidiyor, ülkemiz hızla gelişiyor, diye. Eskiye göre daha aydınlık, daha yaşanabilir inancı vardı çoğumuzda.


En azından başımızda bulunan, ve ülkenin idaresi ellerinde olan kişiler "bunu böyle" söylediler bize. Ve biz onlara inanmayı seçtik. Zaten millet olarak biz "büyüklerimize, önder dediklerimize" hep inanmayı seçtik yüz yıllardır.

Mesela hep inanmayı seçtik hocalara, imamlara vaaz eden adamlara. Kızmayın bunların yanlış bilgiler sunacağı, yanlış sözler edebileceği, hiç aklımıza düşmedi. Hele onlar bir cemaate, bir tarikata bağlı adamlarsa, daha çok inandık onlara, ve inanmaya, onları yüceltmeye devam ediyoruz hep. 

Fena köleleştirdi birileri bizi. Fena yenildik bağlı olduğumuz cemaatlere, tarikatlara, ve partilere.


İçimizden bazı kişiler "bizi onlara karşı uyarsa bile" bu uyaranlara asla kulak vermedik, onları dinlemedik, sözlerinin altında hep bir şey aradık.

Kimisine fitnecisin, kimisine  münafık, kimine başka şeyler dedik, dendi bunlar, oldu bunlar, saklamanın ne anlamı var ki. Saklansa bile gerçeklerin "bir gün ortaya çıkacağı gibi" bir alışkanlığım var.


Ama artık ne desek olan oldu, ve gemi bir daha duvara çarptı, hem de fena çarptı. Fena yaralandık hepimiz, bir ülke ahalisi yaralandı, hepimizin bir yerleri acıdı olanlar karşısında. Eh acımayanlar var sa, yapacak bir şey yok, kutsal metinler "onlara" zalimler sürüsü der.


Yine Adana  Aladağ da, yurtta çıkan yangından, ve yangında ölen on iki kız çocuğundan söz ediyorum. Azıcık vicdanımız varsa "bu  acı olay" büyük bir gerçek ile yüz yüze gelmektir. 

Takip edilen yolun doğru bir yol olmadığını bilmek, ve anlamaktır. Anlamak ve bilmek istemeyenler vicdanlarını sokağa bırakan zavallılardır, kimse kusura bakmasın bu böyledir.


Bir kere o yaşlarda bulunan kız çocuklarının "mutlak surette" evlerinde annelerini yanında olması gerekiyor, anne sessini, anne sıcaklığını duyması gerekiyor. 

Bunu bilmeyenler anlamayanlar, anlamak istemeyenler "insanı"insanın ihtiyacını  tanımayanlardır. Hatta dini bilmeyenlerdir, bu işleri böyle isteyenler. Yani o çocukları evlerinden uzaklaştıranlar, annelerinden ayıranlar, o yurtlara kapatanlar.

Zira o yaşlardaki kız çocukları "fiziki ve ruhi bir değişim yaşlarında oldukları için, kendilerince bazı sorunları olabileceği için" annelerinin, ve daha başka yakınlarını yanında, yani evlerinde olmaları gerekir, aksini söylemek insafsızlıktır.


Gerekçe ne olursa olsun "bu kız çocuklarını evlerinden uzak tutmak" bir zalimliktir. İster okuma amaçlı, ister dinini öğrenme amaçlı olsun "asla doğru değildir" yapılan bu işler.

Doğru olmadığını bir daha gördük, görmeyenlere Allah hidayet ve vicdan nasip etsin.

Ve bir daha gördük, bu ülkede  insana, hele çocuklara bir değer verilmediğini. Bir ülkenin gözü önünde, annelerinin babalarının gözü önünde "dünyalar güzeli on iki kız çocuğu" yanarak can verdiler. Ne okumayı başarabildiler, ne dinlerini öğrenmeyi. 

Ama öldüler, ama çok fena bir ölümle öldüler. Ölmeyi başardılar, anlayabiliyor muyuz, ölmeyi başardılar. Okullarınızda, dininiz de, sizin olsun deyip gittiler Rablerine.


Şimdi soralım şehrin müftüsüne, soralım cuma günleri bize, bilgiç  bilgiç vaaz eden adamlara, soralım "her şeyi bildiklerini sanarak" hutbe okuyan imamlara "bu çocukların katili kim" sizce? Kentin valisine, kentin Belediye başkanına, hatta ülkenin Başbakanına, milli eğitim bakanı olan adama soralım, sorumlusu kim bu olayların? O annelerin babaların acısını kim dindirecek, ve bu bir kader midir sizce, kaderse nasıl kaderdir sahi?


Gelelim asıl gelinmesi gereken yere. Gördünüz mü, o çocukların annelerini babalarını nasıl yoksul insanlar, nasıl çaresizler, nasıl bir acı yığını olmuş gözleri? 

Köylerinin  yolunu gördünüz mü, cenaze arabaları çocukların cenazesini götüremediler yolların kötülüğünden.

Adana Türkiye'nin orta yeri, o zaman ne iştir bu, neden bu köylerin yolları böyle, neden bu köylerde okul yok, neden bu çocuklar  bu yaşlarda böyle "nasıl olduğu, nasıl yapıldığı belli olmayan" yurtlarda?


BİR. Bir kere  artık devlet  israftan vazgeçecek. Bu köylerin yolu yokken, bu köylerin böyle okulu yokken "önüne gelen müdürün, şube müdürünün, kurum müdürünün altına araba verilmeyecek, arabaya şoför verilmeyecek, verilmemesi gerekir. 

Nedir bu araba saltanatı böyle? Bu nasıl insanları sevmektir, öyle demiyorlar mı? Bir valilinin kaç tane makam aracı olur yahu? Artık yeter,bir yandan dinden ahlaktan söz edilirken, başka bir yandan bunların yaşanması  çok zalimane bir tavır. 

Ve ben, bu ülkenin bir vatandaşı olarak bunları asla kabul etmiyorum. Yeterin artık. 


Mehmet  KAYA